Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Anoreksiya Nervoza

Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)

Genel Bilgiler
Neredeyse hiçbir diğer psikolojik rahatsızlık, son yıllarda bu hastalık kadar sıklıkla batı basın ve medyasında yer almamıştır. Özellikle tanınan model ve sinema sanatçıları ve onların kilo problemlerinin sıklıkla dile getirilmesi, zayıf ve ince kalma ile ilgili verilen mücadeleler, fiziki görünüş ve ince yapıların aktüel olması; Aneroksiya nervoza hastalığı ile ilgili çok sayıda yayın oluşmasına ve bunların ilgi görmesine neden olmuştur.

Aneroksiya nervoza hastalığı, ilk defa 1873 yılında tanımlanmıştır.

Ancak bu hastalık tanısı 70’li yıllarda daha sıklıkla verilmeye başlamıştır. Bu daha sık tanımlamanın; günümüzün toplumsal ve sosyal yapısının bir nedeni olarak mı daha sık ortaya çıktığı, yoksa bu hastalığa yönelik dikkat ve önemin artışı nedeniyle hastalığın daha iyi tanınması ve teşhis edilmesinden mi kaynaklandığı tam olarak anlaşılamamaktadır.

Aneroksiya, kelime anlamı itibariyle “iştah kaybı veya azalması” olarak tercüme dilebilir. Buradaki iştah ile kastedilen sadece yeme isteği değil, tüm yeme davranışındaki rahatsızlık ve problem olarak algılanmalıdır. Nervoza kelimesi ise; yeme bozukluğunun psikolojik nedenlerden kaynaklandığını ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.

Aneroksiya Nevroza’yı, diğer bilinen yeme bozukluğu olan Bulimia Nevroza’dan ayırabilmek; bazı durumlarda oldukça zordur. Aslında her iki hastalık tablosunun kendilerine özgü belirtileri olmasına rağmen (Aneroksiya’da hızlı ve fazla kilo kaybı olurken; Bulimia’da zaman zaman ortaya çıkan yeme nöbetleri ve ardından kusma ile kilo verme çabaları yer almaktadır); birbiri üzerine geçmiş karışık tablolara da sıklıkla rastlanır. Bir çok hastada bu iki hastalığın belirtileri karışık olarak ortaya çıkar ki, buna “Bulimaneroksiya” adı verilir.

Sıklığı
Tüm toplumsal kesimler dikkate alındığında, Aneroksiya Nevroza relatif olarak daha seyrek görülen bir hastalıktır. 15 – 25 yaşları arasındaki kadınlar risk grubu olarak alındığında ise; hastalık oranı % 1 civarında ortaya çıkmaktadır. Tüm hastaların sadece % 5’ini erkekler oluşturmaktadır. Dolayısıyla kadınlara özgü bir rahatsızlık olarak da anılabilir. Aneroksiya sıklıkla erken gençlik döneminde, ergenliğe girilen ilk zamanlarda ortaya çıkmaktadır. 14 yaş civarında odaklanan hastalığın ortaya çıkışı, 18 yaşlarında da sıklıkla görülebilmektedir.

Hastalığın Temeli ve Nedenleri
Aneroksiya hastalığının ortaya çıkmasına, birbirleriyle karşılıklı olarak etkileşimde bulunan bir çok faktör neden olmaktadır. Aşağıdaki grafikte bu etkileşim görülmektedir.

Biyolojik Faktörler
Bir çok Aneroksiya hastasında, bu hastalığa sebep olabilecek beyindeki yeme davranışı, cinsel aktiviteler ve menstrüasyon düzenini sağlayan bölgelerdeki bozuklukların olduğu düşünülmektedir. Ancak beyinde sözü edilen bu bölgelerdeki bozuklukların, Aneroksiya hastalığının meydana çıkmasından, örneğin kilo kaybından sonra da meydana gelebileceği, sonrasında da hastalığın devamına katkıda sağlayabilecekleri de düşünülebilir. Bu durumda beyindeki adı geçen bölgelerdeki bozukluklar, Aneroksiya hastalığının bir nedeni değil, bir sonucu olarak düşünülebilir. Biyolojik faktörlerle ilgili yapılan bazı çalışmalarda tek yumurta ikizleri kullanılmış ve Aneroksiya hastalığına yakalanma risklerinin % 50 civarında olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar da; Aneroksiya Nervoza hastalığının ortaya çıkmasında genetik faktörlerin önemli bir etken olduğunu düşündürmektedir.

Psikolojik Faktörler
Gerçek şudur ki, Aneroksiya sıklıkla ergenliğin gelişim safhasındaki zor döneminde başlar. Bu dönem içinde genç kızlar yaşlarına özgü talep ve uyumlar konusunda yetersiz ve güçsüz kalarak, zorluklarla mücadelede zayıf düşüp, hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilirler. Ergenlik döneminde genç kız kadınlığa bürünmek ve buna uygun yeni bir kimlik kazanmak zorundadır. Bu durumda olanlar kendilerini aşırı baskılanmış ve yüklenmiş hissedebilmekte, derin bir güvensizlik duygusu ortaya çıkabilmektedir. Bir çok hasta için, vücut ağırlığının kontrolü sağlayabilmek, güven duygusunun oluşturulması denemesi olarak görünmektedir. Bedensel kilo ve fiziki görünüş, kendine güven duygusu için önemli bir kaynaktır. Aneroksiya hastalarının ailelerinde sıklıkla ortaya çıkan belirli davranış kalıpları tespit edilmiştir. Aileleri tarafından genellikle aşırı korunan bu hastalar; çocukluktan kadınlığa geçişteki gelişim sürecinde aileleri tarafından yeterli derecede ilgilenilmemektedir. Aynı şekilde aile içindeki ortaya çıkan çatışmalar bir çok durumda konuşulmamaktadır. Bu durumda Aneroksiya hastası genç bir kızın davranışı, ailedeki davranışa benzer bir davranış şeklidir. Ancak diğer yandan, bazı araştırmacılar, böyle bir davranış şeklini, bir sebep değil, hastalığın bir sonucu olarak da değerlendirebilmektedir. Aneroksiya hastalığı tablosu, aileler için çok endişe vericidir. Bu durumda genelde aileler çocuklarını korumak ve çatışmalardan uzak tutmak için büyük çaba harcarlar.

Toplumsal Etkenler
Batı toplumlarında 60’lı yılların başından beri güzellik ideali olarak, ince ve zayıf yapı ön planda tutulmuştur. Diğer taraftan, bu dönem içinde insanların yaşam standartları arttığı gibi, yeme alışkanlıkları ve çeşitliliği de gelişmiş ve tam tersine bireylerde kilo artışı görülmüştür. Özellikle kadınlarda fazla kilolar, toplumsal yapılarda genelde hep negatif olarak değerlendirilmiştir. Kilosu fazla erkekler gösterişli olarak görülürken, aynı durumdaki kadınlar şişman olarak nitelenmiştir. Yazılı ve görsel medya, filimler ve reklamlar yoluyla, sadece zayıf kadınların başarılı ve cazip olduğu vurgulanmış, kilolu kadınlar genelde alay konusu edilmiştir. Ergenlik döneminde büyük bedensel değişimler geçiren ve bu yeni yapıya ilişkin ilk defa yeni bir duygu geliştirecek olan genç kızlar, zayıflık idealine dönük bu sosyal baskı ve toplumsal baskı nedeniyle büyük oranda güvensiz hale gelebilirler.

Belirtiler
Bedensel Algıda Bozulma
Aneroksiya hastalarında, kendi vücutlarına yönelik algılamalarında bir bozulma meydana gelir. Hastalığın ilerlediği dönemlerde fazlasıyla kilo kaybı yaşadıkları halde, vücut formlarını halen yetersiz ve kilolarını fazla bulmaktadırlar.

Değişen Yeme Davranışı
Kendi bedenlerine ilişkin bozulan algılama sonucu, hastalar fazla buldukları kilolarını azaltma yönünde çabaya girerler. Bu amaçla sadece çok az beslenme amaçlı gıda alırlar ve fazla kalorili yiyeceklerden kaçınırlar. Bazı hastalar, bazı zamanlarda gıda alımını tamamen keserler. Genellikle yemek, bu hastaların hayatlarında merkezi bir değer kazanır. Açlık duygularını bastırmak için büyük enerji harcarlar veya başkaları için büyük çaba harcayarak belirli öğünler ve diyetler hazırlarken, bu öğünlere kendileri katılmazlar. Aneroksiya hastalarındaki yeme davranışındaki değişikliği 2 ana gruba ayırarak inceleyebiliriz: Bu tür hastaların yaklaşık % 50’si diyet yaparken, diğer grupta aynı zamanda bulimia belirtileri (yeme krizleri ve ardından kendi kendilerini kusturma çabaları) ortaya çıkar. İkici gruba dahil olan hastalarda bozulma daha sonra başlar; hastalık öncesi genelde fazla kilo vardır, bedensel algı bozulması daha belirgindir ve Aneroksiya belirtileri gösteren gruba göre daha depresif belirtiler ortaya koyarlar.

Kilo Kaybı
Aneroksiya hastalarının çoğu, aşırı diyetlerin yanında, kilo vermek amacıyla iştah önleyici maddeler, ishal ilaçları kullanır ve spor yaparlar. Aneroksiya hastaları, hastalığın başlangıcındaki kilolarının % 45 – 50’sini kaybederler. Vücut ağırlığı normal ağırlığın en az % 15 altında olduğunda, Aneroksiya tanısı konulur. Bir çok hastada vücut ağırlığı, normal ağırlığın % 30’una kadar düşer.

Bedensel Değişimler
Kilo kaybı ve azalan beslenme nedeniyle ağır bedensel hasarlar meydana gelebilir. Hormonal bozukluklar nedeniyle aybaşı kanamaları durur. Bozukluğun ergenlik öncesinde başlaması vücut gelişimini genellikle büyük oranda olumsuz etkiler. Aneroksiya’nın sonucu olarak; nabız ve tansiyon düşmesi, vücut ateşinin düşmesi, cilt problemleri, sırtta cılız kıllanma, kas zayıflığı, saç dökülmesi ve dokularda su birikimi ortaya çıkabilir. Mineral dengesi normal olarak bozulur. Bu bedensel rahatsızlık bulguları, beslenmenin azlığı nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Eğer uzun dönemde iyileşme sağlanarak normal bir beslenme düzenine girildiğinde, çoğunlukla bu bulgular ortadan kalkmaktadır.

Psikolojik Değişimler
Aneroksiya hastalarında en güçlü motiv zayıflamak olduğundan, kilo almaktan dolayı büyük korku yaşamaktadırlar. Azalan beslenme nedeniyle enerji harcaması vücudumuzda yarı yarıya düşer. Bu nedenle de hastalarda ilk dönemlerde az da olsa kilo artışı meydana gelebilir. Böyle bir artış paniğe neden olarak, yeme davranışını daha katı bir şekilde kontrol altına almaya iter. Hastalar tam bir çıkmaza girerek, depresif belirtiler ve aşırı hırçınlık gösterebilirler.

Tedavi
Aneroksiya hastalarında tedavi 2 bölümde ele alınır. Öncelikle bedensel bozulmaları ve zararları önlemek amacıyla kilo alınması ilk sırada yer almaktadır. Özellikle vücut ağırlığı, normal sınırların % 75 altına düştü ise, hayatı tehdit edici bir boyuta ulaşmış demektir. Aynı zamanda depresif bozulmalar nedeniyle de intihar tehlikesi mevcuttur. Bu nedenle tedavinin bu aşaması mümkün olduğu ölçüde hastanelerde ve sürekli bakım altında yürütülmelidir.

Aneroksiya hastalarının çoğu, hastalıklarının ne kadar ciddi bir hayati tehlike oluşturduğuna ilişkin çok az inancı olduğundan, genellikle önceleri serum ile müdahale edilmektedir. Mümkün olan en kısa sürede hastalar, kilo alma ve beslenme ile ilgili kendi sorumluluklarını almak zorundadır. Bunu desteklemek ve hastaları beslenmeye motive etmek amacıyla ödüller veya teşvik edici psikososyal teşvikler getirilebilir.

Uzun dönemde vücut ağırlığının tam olarak normal hale gelebilmesi için, Aneroksiya’yı oluşturan nedenlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Hastalığı oluşturan birden çok faktöre bağlı olarak da, uygulanacak olan tedavi planı çeşitli uygulama ve yöntemleri içerir.

Uygulanan ilaç tedavisi yanında, bireysel ve grup psikoterapileri yardımıyla hastaların, kendi ağırlık ve figürleri ile ilgili algılarının gerçekliği değerlendirilmelidir. Böylece hastalar, gerçekten de mesleki ve özel hayatlarında başarıya ulaşmada zayıflığın ne kadar önemli ve etkin olduğu sorusuna gerçekçi cevaplar geliştirebilmelidir. Bu değerlendirme ve yeniden kognitif yapılandırmalarla; hastaların zayıflıktan ne bekledikleri, bu beklentilere ulaşmada zayıf olmayı ne kadar gerçekçi değerlendirdikleri, hedeflerine ulaşmada başka yolları ve etkinliklerini ortaya çıkarabiliriz. Böylece hastalar kendilerine olan güven duygusunun tek başına kendi kilolarına bağlı olmadığını öğrenmiş olacaktır.

Bedenlerine yönelik terapilerle hastalar, kendi figür ve yapılarına dönük daha olumlu duygular oluşturabilir. Böylece vücutlarından gelen sinyallere (açlık) ölçülü bir şekilde tepki verebilir ve bedensel yapılarını gerçekçi değerlendirebilir.

Genel olarak Aneroksiya hastalığı olan kadınlarla, problemlerle baş etme yolları çalışılmalıdır. Hastalarla beraber, günlük hayatlarındaki zorluklarda kullanabilecekleri farklı çözüm alternatifleri geliştirilebilir, bozuk olan yeme davranışı zorluklarla baş etme aracı olarak kullanılabilir.

Ailelere yönelik terapiler, özellikle halen aileleriyle beraber oturan daha genç yaştaki hastalarda uygulanmaktadır. Ailelere, hastanın bozuk olan yeme davranışına ilişkin nasıl bir tavır sergilemeleri gerektiği anlatılmaktadır. Bu çerçevede terapistin yemek zamanlarında aileye eşlik etmesi oldukça faydalı olabilir. Aileler bazen Aneroksiya hastası olan üyeleriyle o kadar fazla ilgilenmektedir ki, diğer problemlerle ilgilenmeye zamanları yetmemekte veya istememektedirler. Hastalar bu şekilde tüm dikkati üzerlerine toplamakta, aile üyeleri kendi problemleri ve çatışmaları ile meşgul olmamaktadır. Bu tür bir reaksiyon ve davranış şekli, hastalığın devamını destekleyen olumsuz ve negatif davranışları ortadan kaldırarak ve olumlu ve pozitif yönde değişimi sağlayarak, sıklıkla hastalıkta bir iyileşme sağlayabilmektedir.

Hastalığın Seyri
Tedavi sonrası hastaların yaklaşık % 30’u tam olarak iyileşir. En azından normal kilolarına ulaşır ve düzenli adet olmaları sağlanır. % 35 gibi bir kısmı kilo almalarına rağmen, normal kilo sınırlarına tam olarak ulaşamamaktadır. Aneroksiya belirtileri hastaların % 25’inde kronikleşmekte ve iyileşme sağlanamamaktadır. Yaklaşık Aneroksiya hastalarının % 10’unun hayatı ölümle sonlanmaktadır. Vücut ağırlığının normale ulaştığı hastaların çoğu, gelecekteki hayatlarında kilolarına ve figürlerine dikkat etmeyi sürdürmektedir. Genel olarak, eğer hastalık erken başlamışsa, iyileşme şansı da o kadar yüksek seyretmektedir. 11 yaşından önce başlayan Aneroksiya hastalığının gidişatı oldukça kötü ve iyileşme şansı oldukça zayıftır.

Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)

www.bilted.com