Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Ödevini Yapmadan Okula Gelen Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı

Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)

Çocuklar düşünüldüğünde, henüz kişilik yapıları oturmamış, davranış ve düşüncelerinde aile ve sosyal çevreleri ile arkadaşlarının büyük etkileri olan, etkiye ve değişime yetişkinlere göre daha açık ve tabi ki de öğrenme hızları ve becerileri yüksek varlıklar akla gelmelidir.

Bütün çocuk gelişim bilimcilerinin ortak olarak birleştikleri nokta, çocuklarının tutum ve davranışlarında ailelerinin büyük etkisi olduğudur. Genetik ve çevresel faktörler olarak ikiye ayırıp incelediğimiz etkin faktörlerin genetik kaynağı tamamen aile iken, yine çevresel faktörlerin büyük bir bölümünü de oluşturduğu söylenmelidir.

Okul çağı başlayan ve özellikle ilköğretime gelen çocuklar, ilk üç yılda çok daha etkin olmak üzere aile tutumları ve yetiştirme tarzları ile şekillenip; daha sonra da sosyalleşme ve kişisel disiplinin temel kurallarını öğrenerek bu kuruma katılmıştır. Bu süreç içinde, ailenin uyguladığı eğitim ve yetiştirme tutumları çerçevesinde çocukta belirli davranış kalıpları ve düşünce şekilleri belirlenmiş olup, okul hayatında bu temel yapıların geliştirilmesi ve uyumlu hale getirilerek, gelecek yaşantılarında kullanılabilir bir şekle dönüştürülmesi hedeflenmektedir.

Ailelerin uyguladıkları yetiştirme tutumları, okul çağı çocukların görev ve sorumlulukları düşünüldüğünde; içsel ve dışsal motivasyon kaynakları ağırlıklı gelişebileceği gibi, yine yetenek ve becerilerin fark edilmesi ve gelişimi, iletişim ve sosyal ilişkilerdeki beceriler, yaratıcılık ve sorunlara çözüm üretebilme, kendine güven ve okula yönelik tutumları büyük önem taşımaktadır. Bunlara özellikle okul başarı çerçevesinde zeka faktörünü de eklemek gerekecektir.

Okula başlayan çocuklar, saymaya çalıştığımız ve bunlara eklenebilecek birçok özellik ile yeni koşullara, hayatlarında önemli bir yere sahip olacak ilk öğretmenlerine ve tabi ki belki de ilk defa derecelendirilen performans kaygısına uyum sağlamaya çalışacaklardır. Okulla beraber, çocukların içinde bulundukları yaş ve özellikler bağlamında sosyal etki ve buna bağlı olarak gelişen; onanma, beğenilme, taktir edilme, popülarite, başarı gibi psikososyal ihtiyaçların yaşamlarındaki önemi de gün geçtikçe etkisini arttırmaktadır.

Okullar; hem bulundukları bölge ve semte göre, hem de özel yada kamu okulları olmalarına göre, hem fiziksel, hem insan gücü ve hem de psikososyal anlamda farklı şekillerde donatılmış olabilmektedir. Özellikle Türkiye gibi gelişmişlik farklılıklarının yoğun yaşandığı gelişmekte olan ülkelerde bu tür özellikler daha belirgindir.

Bu donanım farklılıkları tek tek etkili oldukları gibi, birbirleri ile ilişki içinde karşılıklı etkileşimde bulunarak da, belirli değişimlere yol açarak, okul çocuklarına etkide bulunabilmektedir. Ekonomik olarak daha üst gelir grubunun oturduğu, iyi bilinen bir bölge veya semtteki bir okul, iyi bir ün ve geçmişe sahip olup, iyi fiziki koşullar ve ders araçlarıyla donatılmış, sosyal ve sportif faaliyetleri yapabilmeye imkanları sağlamış, yine bu imkanlarla daha motivasyonu yüksek nitelikli bir öğretmen gücüne sahip olmuş, bunları uygun ve optimum düzeyde organize edebilecek yöneticilere sahip olabilir. Böyle bir okulda öğretime devam eden öğrenciler, elbette diğerlerine göre derslerine daha motive olmuş, geleceğe yönelik olumlu beklentileri yüksek düzeyde gerçekleşmiş olabilecektir. Bunun en iyi örneğini, Türkiye’deki Anadolu Lisesi ve Düz Liseler arasında gerçekleşmiş ve sonuç olarak da eğitimde kalite farklılığını oluşturmuş sistemde görmek mümkündür. Düz Liselere devam eden öğrencilerin; gelecek beklentileri büyük oranda azaldığı gibi, umutsuzluk ve derslere yönelik motivasyon düşerek, öğrenci sorumluluğu içinde yer alan ders çalışma ve ödev yapmaya yönelik ihtiyaçlar azalmaktadır.

Elbette sınıf içinde öğrenci ve öğretmen arasında kurulan iletişim ve ilişki, öğrencinin öğrenme motivasyonu ve sorumluluk bilinci ile büyük ilişki içindedir. Bu ilişkiyi etkileyen sadece öğretmenin iletişim ve yaptırım becerileri değil, aynı zamanda öğrencide meydana getirebileceği değişim ve gelişim etkisidir. Var olan öğrenme ve hatta zeka potansiyeli geliştirilebileceği gibi, daha önce farkında olmadığı becerileri geliştirilebilir, mesleki ve eğitim hedefleri de oluşturulabilir.

Öğrencilerin öğrenme ihtiyaç ve motivasyonlarından bahsedebileceğimiz gibi, öğretmenlerin öğretme motivasyonu ve becerileri de, çocuklarımızın ders ve okula yönelik tutum ve davranışları üzerinde büyük etki oluşturmaktadır. Öğretmenleri tarafından bireysel olarak takip edilen öğrenciler, ailelerle kurulan doğru ve destekleyici iletişim ve ilişkiler, zamanında fark edilen ihtiyaçlar ve bunların uygun şekillerde doyurulması, yetenek ve becerilerin doğru ve bilinçli yönlendirilmesi elbette ki çocuklarda gelişim ve değişimi sağladığı gibi; önemsenme, değerli hissetme ve kendine güven gibi duygularını pozitif yönde etkileyerek, ders ve derse ilişkin sorumlulukların zamanında ve yeterli düzeyde yerine getirilmesine yardımcı olacaktır.

İfade etmeye çalıştığımız bütün bu değişkenler, aslında koruyucu ve öğrencilerin okulla ilgili sorumluluklarını yerine getirmede etken olan faktörlerdir. Çocuklarda gelişimi doğum öncesinden başlayarak ele alan bir yaklaşım ve bilinçli bir eğitimde, çocukların ders sorumluluklarının da yeterli düzeyde gelişebileceğine inanmaktayız.

Ödevini yapma yada daha genel bir çerçevede okul sorumluluklarını yerine getirmede yeterli önem ve titizliği göstermeyen öğrenciler; öncelikle kronik ve sürekli benzer davranışları gösteren ve göstermeyen şeklinde bir ayırıma tabi tutularak, çocukları normal seyrinden daha farklı olmaya itebilecek çevresel faktörler ele alınmalıdır. Çocuğun okul dışı arkadaş çevresi, öğretmen veya sınıfındaki arkadaşları ile olan ilişkisi, sportif faaliyetler, aile içi değişen koşullar, alışkanlık ve tutumlarındaki değişimler izlenerek, farklılaşmaya neden olabilecek faktörler belirlenmelidir. Bu tür çocuklarda nedenlerin belirlenmesi ve buna bağlı olarak çözüme ulaşmak çok daha kolay olabilecektir.

Kronik diyebileceğimiz türdeki çocuklarda, aileden başlayan yanlışlıklar, okul ve öğretmen ilişkileri ve elbette çocuklarda gelişen farklı ilgi ve ihtiyaçlar ders ve okul sorumluluklarının aksatılmasında önemli faktörlerdir. Birçoğunda ders çalışmamak yada ödevlerini yapmamak kendilerini ispat yada farklı olabilme şekli olarak da belirginleşir. Ailelerine, öğretmenlerine yada arkadaşlarına yönelik bir tepki olarak da görülebilmektedir. Yada özellikle ilgisiz veya koruyucu aile tutumlarında daha sıklıkla görülebilecek kişisel disiplinde meydana gelen zayıflık neticesinde, dersle beraber diğer sorumluluklardan da birlikte kaçış gözlenebilmektedir.

Özellikle kronik düzeyde ödev veya okul sorumluluklarından kaçınan çocuklar, öğretmen ve aileleri tarafından sıkı bir takip ile izlenmelidir. Nedenlere ilişkin detaylı analizler yapılarak, gerektiğinde uzmanların da görüşüne başvurularak, çözüme odaklı nedenler tespit edilmelidir. Bu tip durumlarda daha önce de söylediğimiz gibi, ailelerin etkisinin olmadığını düşünmek hayalciliktir. Özellikle okul idaresi, öğretmen ve veliler arasında kurulacak iletişim, velilere yönelik geliştirici eğitimler, öğrencilere sistematik bir şekilde yeniden öğrenmeyi ve kişisel disiplini sağlayabilecek tutumların kazandırılması, yetenekler ve sosyal grupların etkin bir şekilde kullanılarak, motivasyon kaynakları haline getirilmesi alınabilecek tedbirlerdir.

Son olarak da, öğretmenlerin sınıf içi yönetim becerilerinin arttırılarak, öğretim ve eğitim yöntemleri ve tutumları konusunda aktuel bilgilerle donatılması da önemli bir faktör olarak söylenebilir.

KAYNAKÇA
Aydın, Ayhan; (2000): Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, İstanbul: Alfa Basım Yayın
Aydın, Betül (ed.); (2005): Gelişim ve Öğrenme, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım
Baltaş, Acar; (1994): Ana – Baba El Kitabı, İstanbul: Remzi Kitapevi
Çağdaş, Aysel; (2003): Anne – Baba – Çocuk İletişimi, İstanbul: Eğitim Kitapevi
İnanç Yazgan, Banu; Bilgin, Mehmet; Atıcı kılıç, Meral; (2004): Gelişim Psikolojisi: Çocuk ve Ergen Gelişimi, İstanbul: Nobel Kitapevi
Özkan, Zülfikar; (2004): Aile İçi İletişim, İstanbul: Hayat Yayınları
Şendil, Gül; Balkan, İ. Kaya; (2005): Anne Baba Olmak: Çocuğun Eğitimi Ailede Başlar, İstanbul: Morpa Kültür Yayınları, 1. Baskı
Tan, Hasan; Sayar, Kemal; Aslan, Esra; Sezgin, Osman; Demirci, Senai; Ergin, Tamer; (2005): Çocuk ve Aile, İstanbul: Hayat yayınları
Yavuzer, Haluk; (2001): Ana – Baba Okulu, İstanbul: Remzi Kitapevi
Yörükoğlu, Atalay; (2002): Çocuk Ruh sağlığı: Çocuğun Kişilik Gelişimi, Eğitimi ve Ruhsal Sorunları, İstanbul: Özgür yayınları, 25. Basım

Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)

www.bilted.com