Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Bir Fincan Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Vardır

Klinik Psikolog Ali Bıçak

İnsanlar birlikte iken duygusal olarak beslendikleri kaynaklar vardır. Birbirimizle konuşurken konu ne olursa olsun, ister bir futbol maçı üzerine, ister bir kısır partisinde dedikodu, isterse yarın sınavın nasıl geçeceğini konuşan iki öğrenci arasındaki konuşmalar olsun, bütün konular bir araçtır. İnsanların birbirlerine güvenle bir şeyler konuşabilecekleri duygusu. Bu duyguyu, bir kırlangıcın elektrik teline konmasının arkasından diğerlerinin de sırayla güvenle tele tünemelerine benzetebiliriz.

Bir konuda sohbet eden iki kişiyi düşünelim. Bu ikisinin içtenlikle birbirlerine zarar vermeyeceği duygusu her ikisinde de hakimse, sohbet uzar gider. Daldan dala konar, sözlü ve duygusal paylaşım zincirinin ucu bucağı gelmez. Ancak taraflardan birinin güven ve içtenlik konusunda şüphesi olabilir. Birisi mevzu edeceği konunun eleştiri ya da alay konusu olabileceği, suçlanacağım, alay edileceğim, ne söylersem dikkate alınmayacağım gibi endişeleri olabilir. Böyle bir endişe içinde olan birinin, içten ve gerçek bir ilişkiyi sürdürmekte yeterli motivasyonu oluşmaz. O yalnızlığa mahkumdur, ne kendinin ne de karşıdakinin beslenmesine katkısı olur. Karşı taraf da bu sinyalden etkilenir ve canlı yayın kurulamaz: “selam, nasılsın, daha daha ne var yok, bu gün havalar biraz serinledi galiba” şeklinde banttan yayına geçer her ikisi de. Böyle bir iletişimde her ikisinin de duygusal olarak beslenip, yaptıkları sohbetten zevk almaları düşünülemez. Bu ikisi belleklerindeki kayıtlar tükenene kadar bu monoluğu sürdürür, ardından olmayan duygusal bağlantının fiziksel kısmını da koparıp ayrışırlar.

İnsanların birbirleri ile iletişimlerinde canlı yayında kalabiliyorlarsa, yaşamın içinde aktıklarını söyleyebiliriz. Yaptıkları sohbetin içeriğini bir yandan içsel bir gözlemle sürdürürken, özgür irade, özerklik duygusu ile konuşurlar. Bu sohbetin duygusal tonu bariz hissedilir. Bir üçüncü kişi konuya dahil olup olmamakta şüpheye düşer, canlı yayına girmekte tereddüt eder. Canlı yayın yapanlar adım adım yeni deneyim ve anlayışların coğrafyasında gezinme fırsatı bulurken, kasetten yayında kişi konfor ve güven duygusu pahasına bu maceranın tadına varamaz.

Tehlikelerden korunup arınmak için otomatik kayıtlar yapar, içinde bulunduğumuz bilinmezliklerde kendimizi kurtarmak için bu kayıtları açarız. Bu psikolojik bir gereksinimdir. Oysa canlı yayın, spontanlık içinde, doğal, canlı etten tırnaktan olduğumuzu, iyi ve kötü yönlerimizle bir bütün olduğumuzu, hem kendimizin hem de karşıdakinin suyunu kendi kuyusundan çekmesine olanak tanıdığımız, kovadaki beklemiş ve eskimiş su yerine kaynağından taze ve serin sular içtiğimiz bir ilişki biçimidir. Bu su içinde, her birimizin istek ve arzularını, içten gelen, özgün minerallerini barındırır. Bu mineraller ilişkiye can verir, yaşamda kalır. Her ikisine özgün ve kendisi olma, gerçek bir benlikle yaşama fırsatı verir.

Tabi ki, kasetten yayınlar bizi güvende hissettirir, kontrol duygusu verir, ne konuşacağım deyip kendi içine gidip üretme zahmetinden kurtarır. Bize birtakım kazançlar sağlayabilir. Ancak asıl olan onları yerinde ve yeterince kullanabilmektir. Bu kayıtları her daim kullanıyor ve canlı yayında kalamıyorsak bir yerlerde bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Aynı şeklide sürekli canlı yayında kalmaktan kendimizi alamıyorsak burada da bir sorun var demektir. Bu ayrımı yapamamak bir yerlerde canımızın yanmasına, kullanılmışlık ve sömürülme duygularını deneyimleyip üzüntü ve hüsrana sokarken, bir yerde de duygusal olarak beslenemeyip zayıflayıp ketum birisi olmamıza sebep olabilir.

Bu yazımızı okuyorsanız ve nerelerde içten, canlı yayın, nerelerde kasetten çalma konusunda ikilemde kalıyor ve yaptığınız yayınların bir şekilde size zarar verdiğini hissediyorsanız;

İçinizdeki sulardan beslenmekten kaçınmadığınız, korkmadan kendi kaynak sularınızı içtiğiniz, canlı yayınlarda kalmak istiyorsanız, bir yerlerden başlamalısınız.

Klinik Psikolog Ali Bıçak

www.antalyapsikoloji.net

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Klinik Psikolog Ali Bıçak’ın diğer makaleleri için lütfen tıklayınız