Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Kayıp ve Yas Psikolojisi

Klinik Psikolog Ali Bıçak

İnsanoğlu için dünya işlerinde yas tutmaktan daha büyük ve zor bir uğraş yoktur. Aslında bütün canlılar için sevdiği, bağlandığı birini kaybetmek ve bu kayıpla baş etmek kolay değildir. Yitip gidenin ardından kaybetme korkusu yaşayan her canlı yas tutmak mecburiyetindedir. Kişi işini, makamını, her türlü kazanımını, sevdiği birini bir anda kaybedebilir. Bu yazıda, kayıp ve yas psikolojisi ve yas süreçlerini ele alacağız. Sağlıklı ve sağlıksız kayıp ve yas psikolojisinin kişiye yansımalarını inceleyeceğiz.

Yas tutma, yaşamda yeni şeyleri kazanma-kaybetme sürecinin bir yansımasıdır. Yas psikolojik olarak iç dünyamızda gerçekleşen ve gelişen bir süreçtir. Çok sevdiğimiz birini kaybedebiliriz ve onun öldüğünü her türlü kanıtla birlikte idrak ederiz. Ne var ki onun imgesi, görüntüsü, hatıraları tüm canlılığı ile zihnimizde yaşamaya devam eder. Gerçekte ölmüştür, ama zihnimizde onunla ilgili her türlü hatıralar yerli yerinde durmaktadır. Rüyalarımızda olsun, günlük hayallerimizde olsun varlığını sürdürür. Önemli yakınlarımızla geliştirdiğimiz bağlılıkta, zaman içinde kazanılmış iyi kötü anılarımız vardır. Bu anıların kendi içimizde çift yönlü bir yatırım değeri vardır. Bir kişiyi hem sever, hem de ona karşı kötü duygular besleyebiliriz. Sevilen kişi ile paylaşılmış her türlü iyi kötü anlar hafızamızdadır. Kaybettiğimiz kişi olsun, her hangi bir nesne olsun, zihnimizdeki o kişi ve nesneye ait iyi kötü imgeler ile bir iç hesaplaşma süreci yaşarız.

Kayıp ve Yas Psikolojisi nasıl bir süreçtir?

Yaşam biz insanlar için bir dizi kayıp- kazanç sürecidir. Somut bir nesne veya bir canlı ile kurduğumuz kazanç kayıplar silsilesidir hayat. İnsanoğlu doğumundan ölümüne kadar bir yas tutma süreci içinde gelişir büyür. Hiçbirimiz annemizle aramızda gelişen bağlanma-ayrılma sürecinden mahrum kalmayız. Her bebek memeden düştüğünde bir alışma evresinden geçer. Bu evrede bebek ya kendi parmağı, ya da yalancı bir emzikle kendini avutmaya çalışır. Çocuk gelişimi, bir bütün olarak “gelişimsel yasın” çalıştığı bir evredir. Anne veya bakıcısının yüzünü tanır önce, bir süre annesinden ayrılmayı yaşar. Memeye alışır, sütten kesilince annesinden ve memeden ayrılmayı yaşar. Başarılı bir yas süreci, kişinin gelişim evrelerinde kayıplarla nasıl baş ettiğine ve ergenlikte geliştirdiği modele bağlıdır. Bu da kişiden kişiye değişir. Adeta yas tutmak parmak izi gibidir. Yas tutan kişinin yaşamı boyunca devam eden bitmeyen bir süreçtir.

Ergenlik evresini geçen bir genç, psikolojik bir zorunluluk olarak nasıl yas tutacağının modelini geliştirir. Hepimiz yas tutma sürecini bilinç dışı yaşarız. Ergenliğe kadar yaşanan kayıplar yeniden ergenlikte sentezlenir. Ergenlik dönemi bu anlamada oldukça önemli, yaşamındaki kayıpları nesne sürekliliği içinde arkadaş ve akranları ile gidermeye çalışır. Çocuklar ne yaptığını bilmeden yaşarlar. Büyüdükçe dünyaları da büyür. Bu süreçte anne-baba tutumu çocuğun aileye bağlanmasını ya da uzaklaşmasını önemli derecede belirler.

Neden yas tutmak zor gelir?

Bu gelişimsel evrenin her hangi birisinde takılan, sağlıklı yas tutmayı başaramayan birisi, ileriki yaşlarda karşılaştığı kayıplarda tutacağı yasta da başarısız olur. Çocuk 1,5-2 yaşlarında annesinden uzaklaşmak ister. Yan odaya geçer, ancak geri döndüğünde annesinin yerinde bulacağına inanır. Geri döner onu bulamazsa, derin bir korku ve üzüntü yaşar. Bu tür bir döngü sürekli tekrar etmişse, anne ya da baba gidip uzun süre geri dönmemişse, bu çocuğun yetişkinlikteki kayıp ve yas süreci zor olacaktır. Demek ki gelişimsel evrelerin her hangi birinde takılmış biri, ileriki yaşlarda yaşayacağı kayıplarda da zorluklar yaşaması muhtemeldir.

Bir kişinin sağlıksız yas tuttuğunu nasıl anlarız?

Her hangi bir kayıptan sonra kişi, eskisinden farklı davranış ve tutum içinde olabilir. Aşırı cimri olur, ya da temizlik hastası veya alkolik olabilir. Kaybettiği kişiye ait bir nesneyi (kırık bir kol saati, bir fotoğraf, bir gözlük) ya sürekli yanında taşır ya da bir rütüel şeklinde bir yerlere saklar, ara sıra bakmak için. Tıpkı küçük bir çocuğun sihirli oyuncağı gibi kayba karşı kendini yatıştırmak için bu nesneleri kullanır. Ölen kızının yasını tutamayan bir anne, onun odasını her daim temiz ve düzenli tutar. Sanki bir gün çıkıp gelecekmiş gibi. Yıllardır yas tutan birinin rüyalarından anlayabiliriz sağlıksız yas tutuğunu. Tek bir manzara görür, terleyerek uyanır. Her karşılaştığınızda keyifsiz ve tatminsiz bir yüz kayıp karşısında belki de öfkesini atamamın sıkıntısını yaşıyor olabilir. Her izlediği filmde kolaylıkla ağlayabilen birisi de yasını tutamamış olabilir.

Trafik kazaları, doğal afetler ve özellikle terör olayları nedeniyle toplumumuzda birçok kişi yakınlarını kaybetmiştir. Bu anlamda Türkiye kronik bir ulusal yas tutma toplumudur. Bir kişi ölür, ölen kişinin ne kadar yakını varsa bu kişiler yas sürecinden geçer. Bir kısmı başarılı olur, bir kısmı sağlıksız şekilde yas tutar.

Kayba Karşı Gelişen Tepki Basamakları

  • Bayılma, bilinç kaybı, donakalma, şok (psikosomatik belirtiler)
  • İnkar
  • Pazarlık
  • Acı, kaygı ve ağlama
  • Suçluluk Duygusu
  • Benliğin Dağılması
  • Öfke
  • Ölümü kabullenme

Asıl süreç ölüm anı ve ölen kişinin mezara gömülmesi ile başlar. Bundan önceki evreler, zihnin erteleme ve oyalama, yadsıma ya da bastırma faaliyetleridir. Bu yüzden, yakınını kaybeden birinin gömüldüğünü görmesi, dinsel cenaze ritüellerine katılımı bu noktada çok önemlidir. Yas tutma her kültürde farklı ritüellerle anılır. Bizim kültürümüzde ölenin ardından helva dağıtılır. Bu ritüellerin bir anlamı vardır. Yemek ve helva merasiminin psikolojik olarak bireye etkisi vardır. Cenaze töreninden sonra helva ya da yemek dağıtılmasının psikolojik anlamı kaybedilen kişiyi geri almaya çalışmaktır. Tıpkı yediklerimizi sindirip tekrar yememiz gibi yaşamsal döngünün tekrarıdır yas.

Yaşamınızdaki kişilerin ölmesi, gömülmesi onun gerçekten ölmesi demek değildir. Bir kişi gömülür, ancak asla zihindeki imgesi öldürülemez. Zihnimizde yaşayan iyi-kötü imajlar yas sürecinden geçerek canlılığını sürdürür. Önemli birinin kaybı içimizde onulmaz bir yara açar. Bu yara öfke doğurur. Öfke aşamasına gelmeyen hiçbir yas sağlıklı değildir. Bu öfke ortaya çıkmazsa bir sonraki evreye ölümü kabullenme gerçekleşmez. Bu anlamda öfke yararlıdır, kaybın kabullenilmesini sağlar. Yas tutanın öfkesi kesinlikle engellememeli, bunun için sakinleştirici ilaçlarla müdahale edilmemelidir.

Kayıp ve Yas kişiyi nasıl zenginleştirir?

Yas tutma başarılı bir şekilde yaşanırsa, kişinin iç dünyası zenginleşir. Mecazi olarak helva yediği için. Ancak bu helva başka türlü bir helvadır. Bir şeyi yemek demek psikolojide özdeşim yapmakla eştir. Diyelim ki 22 yaşındaki birinin başarılı babası ölür. Babası yaşarken başarılı değildir, serserinin biridir. Ancak babasının ölümünden sonra birçok başarılara imza atabilir. Kaybedilenin bazı işlevlerini benimseyip, özdeşim kurmakla kişinin iç dünyası zenginleşir. Normal yas tutabilen birisi, ölen kişinin olumlu özelliklerini kendi içinde yeşertir. Süreç içinde kendi içimizde değişiklikler olur. Yas asla bitmez devam eder, aslolan yas ile yaratıcılığı zenginleştirebilmektir. Her kaybı bir kazanca çevirebilmektir. Kayıp kayıpla, kişinin içsel kaybıyla devam ederse, kişi acı duymaya devam eder ve bu acıdan kaçınmak için sağlıksız kalıplara sokar kendini.

Kaybettiğimiz yakınımızın imgesi kafamızda yaşamaya devam eder demiştik. Kaybolanla ilgili çift yönlü duygusal bağımız olabilir: hem sevip, hem nefret edebiliriz. Hem bağımlı, hem de bırakamayabilirsiniz. Böyle birisi ise kaybettiğiniz, içinizde onun zıt imgeleri ile savaşırsınız. Böyle birisinin imgesinden hem vazgeçmek istemiyorsunuz, hem de nefret ediyorsunuz. Bu duruma Freud melankoni diyor. Eğer depresyon duygusu hissediyorsanız kendinizi, belki de bu sağlıklı yas tutamamanızın sonucudur.

Klinik Psikolog Ali Bıçak

www.antalyapsikoloji.net

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Klinik Psikolog Ali Bıçak’ın diğer makaleleri için lütfen tıklayınız