Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Kibir ve Tevazu

Uzman Psikolog Bülent Korkmaz

Kibirli insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz, ne hissediyorsunuz? Sizde saygı mı uyandırıyorlar? Ya da hayranlık mı? Yoksa onların gerçekten üstün insan olduklarını mı düşünüyorsunuz? Ya da eşi bulunmaz biri olduklarını mı?

Bunu okuyan hemen herkes hayır böyle hissetmiyorum veya düşünmüyorum diyecektir kuşkusuz. Peki o zaman bu insanların kibirlerini kim besliyor?

Mutlaka bu kibrin büyüsüne kapılmış, karşısındakini hakikaten üstün biri gibi gören, ona itaat ve sadakâtini göstermek için olağanüstü bir çaba ve teslimiyet içinde olan, bunun karşılığında başı okşanıp da korunup kollandığını, sevildiğini düşünerek ruhsal bir doyum bulan birileri her zaman vardır ve bunlar kişinin kibrini cilalamaya devam ederler.

Başkalarını kendinden aşağıda gören, kendini hemen her konuda bilgili ve yeterli sanan, üstün meziyetlerle donatılmış olduğuna inanan, hiçbir koşulda hata yaptığını kabul edemeyen, başkalarına ilgi ve yakınlık göstermeği bir lütuf sayan, bulunmaz hint kumaşı çakması bu zavallı zatlar; aslında içten içe derin biçimde yaşadıkları değersizlik korkularını bu kibirleriyle yenmeye çalışan sahte VİP’lerdir.

Bir çok insan herhangi farklı nedenlerle, -iştigal alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla-çok önemli kişi (VİP) tanımını gerçekten hak ediyor olabilirler. Ama bunlar da insan olarak (kul) olarak kimseden daha önemli, daha değerli değildirler. Belli bazı konularda başkalarına oranla fark yaratacak bazı üstün yetenek, bilgi veya birtakım özellikleri, onların toplumsal arenada öne çıkan, daha önemli ve özel biri olma tanımlamasının içeriğini oluşturabilir.

Yine de bu gerçek fark yaratan önemli özelliklere sahip kişilerin önemli bir kısmı bu özelliklerini mutlak bir üstünlük gibi görmeden, bunu başkalarına karşı bir tahakküm, bir tepeden bakma, kendine tabii olmalarını bekleme, sürekli ayrıcalıklı bir muamele ve özel ilgi bekleme gibi tutumlara dönüştürmeyen, kendilerini bilen alçakgönüllü (mütevazı) insanlardır.

Bu mütevazı kişiler, muhatap oldukları insanların, sosyal, ekonomik, mesleki veya maddi eksikliklerine, güçsüzlüklerine bakmadan onları insan olarak kendilerine eşit bireyler olarak görür ve öyle davranırlar. Bazı dünyevi kriterlere göre kendisinden aşağıda olan insanları hor görmezler. Kendi bildiğini mutlak doğru gibi görüp farklı düşünenleri dışlamazlar, saygı gösterirler. Böylece gerçek manâda saygı ve sevgi duyulan insanlardır. İnsanlar onların bu tevazûsu karşısında bazen şaşkınlık bazen de güvensizlik yaşarlar çok kez.

Çünkü bu kişileri eğitimleri, sosyal ve ekonomik seviyeleri, ünlü veya popüler olmaları gibi nedenlerle gözlerinde fazla büyütmüş, kendileriyle eşdeğer olmadıkları algısına kapılmışlardır. Bazıları kendi ezilmişlik duygusunu telafi etmeye çalışırken bu alçakgönüllülüğü, bu tevazûyu suistimal etmeye çalışabilir. Kendini bilmezlikle tanımlayacağımız bu davranışlar tevazû gösteren kişinin kırmızı çizgilerine dayanınca hoşgörü ortadan kalkabilir ve bazı hoş olmayan sonuçlar da doğurabilir tabi. Bu tip insanlara karşı alçakgönüllü olurken ölçülü olmakta yarar var tabi. Kendi eksiğini kusurunu görmek de bir insani gelişim konusudur ve bu bazı kişiler bundan yoksun olunca, biraz alçakgönüllülük gösteren kişilerin bu tutumlarını fırsat bilerek onlarla kendini eşit görmenin tadıyla kantarın topuzunu kaçırabilirler.

Dolayısıyla kendini başkalarından gerçekte olduğundan daha önemli ve üstte görme algısı aslında kişilik psikolojisi açısından normal kabul ettiğimiz bir durum da değildir. Hatta bir çok bakımdan bir kişilik bozukluğu olan narsisistik kişilik bozukluğu ile de örtüşmektedir. Fakat her ne hikmetse kibirli insanlar bir şekilde kendilerine inanan bir teba bulmakta da pek zorlanmazlar. Belki de ulaşılmaz, yetişilmez ve üstün görünmek bir tür cazibe yaratıyor ve insanların bir kısmını çekiyor, o kibirli kişinin nezdinde onlar da kendilerini daha değerli hissediyorlar. Psikoloji açısından pek de sağlıklı olmayan bir durumdur tabi bu, ama kimin umurunda, alan memnun veren memnun durumu var bir nevi.

Özetle bakarsak, çoğu felsefi yaklaşımlar, ahlak öğretileri, dinler, bilim hepsi kibrin kötü bir şey olduğunu söylüyor, tevazûyu, alçakgönüllülüğü öğütlüyor ama yine de vazgeçiremiyor bu kibirli insanları kuruntularından. Ne hikmetse..

Biz yine de hatırlatma, ve naçizane uyarma görevimizi yapalım, alan alır almayan Kaf dağında kalır. Bırakın yeryüzündeki diğer tüm referansları, bize en yakın olana, Kur’an’a bakarsak örneğin; “…şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez” diyor Nisa suresinde, veyahut “.. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin” diyor kutsal kitap İsra suresinde, anlayana tabi. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de diyor ki, “kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez”. Kibirli insanlar cennete girmenin başka bazı yollarını biliyor olmalılar. Ya da belki kendilerine cenneti de inşa etmeyi düşünüyor olabilirler!

Mevlana’nın Mesnevi-i Şerif’inden kibri ve tevazûyu irdeleyen kısa bir hikayeyle bitirmek istiyorum, kıssadan hisse,

“Kendini beğenmiş bir nahiv (gramer/dilbilimci) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve kurumla oturdu yerine. Kayıkçı, olgun ve alçakgönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu. Denizin orta yerine geldikleri sırada Bilgin küçümser bir edayla sordu:

— Sen hiç gramer okudun mu?.. dil biliminden anlar mısın?

Kayıkçı:

— Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.

— Vah vah dedi Bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!..

Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgar şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, Bilgin korkmaya başlamıştı. Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, Bilgine dönüp sordu:

— Efendim, yüzme bilir misiniz?

Bilgin:

— Ne yazık ki bilmiyorum, diye inledi.

O zaman kayıkçı:

— Vah vah dedi, şimdi ömrünüzün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize, benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız.”

Alçakgönüllü tüm insanlara saygı ve sevgilerimle..

Uzman Psikolog Bülent Korkmaz

www.krmgelisim.com

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Uzman Psikolog Bülent Korkmaz’ın diğer makaleleri için lütfen tıklayınız