Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

Depresyonlu Hastaların Akıllarına Takılan Sorular

Depresyonun gelişiminde psikolojik etmenlerin rolü var mıdır ?

Günümüzde depresyonun gelişiminde psikolojik etmenlerin rol oynadığı tartışılmaz biçimde kabul edilmektedir. Ancak psikolojik etmenlerin depresyon gelişiminde nasıl rol aldığı yeterince bilinmemektedir. Ruh sağlığı uzmanlarının deneyimleri depresyonun gelişiminde psikolojik etmenlerin çok farklı biçimde ve çok farklı düzeneklerle etki yaptığını düşündürmektedir.

Depresyonun ortaya çıkış nedenini açıklamaya çalışan psikolojik kuramların en önemlileri arasında psikoanalitik/psikodinamik kuram ile davranışçı ve bilişsel kuram bulunmaktadır.

Depresyonu açıklamaya çalışan psikodinamik görüşler Freud’un klasik psikanalitik kuramlarından başlayarak günümüzde çağdaş ego psikolojisi ve nesne ilişkileri kuramına kadar uzanmaktadır.

Klasik psikodinamik yaklaşım yas ile depresyon arasında benzerliğe işaret etmektedir. Depresyon ile yas arasında bir çok benzerlik vardır. İnsanlarda yas tutma sürecinde çoğu zaman depresyonda görülen belirtilere (üzüntü, neşesini yitirme, iştahsızlık, durgunluk, isteksizlik, boşluk/anlamsızlık duygusu, ağlama, uykusuzluk, yaşamdan eskisi gibi zevk alamama gibi) rastlanır. Fakat bu belirtiler çoğu zaman bir kaç hafta ya da bir kaç ay ile sınırlıdır. Depresyonda ise gerçek bir yitim de olabilmekle birlikte çoğu zaman imgesel bir yitim duygusu, sevdiği bir kişiyi ya da nesneyi yitirdiği duygusu vardır. Bu yitim duygusu nedeniyle ortaya çıkan öfke, bazı insanlarda [ilişkilerinde daha çok iki yönlü duygular (sevgi ve nefret) yaşayanlar] kişinin kendisine yönelir. Kin, öfke ve nefreti kendine yönelten kişide değersizlik, suçluluk duyguları ve sonuçta depresyon gelişir.

Depresyonu açıklamaya çalışan diğer analitik yaklaşım benliğin kendisine biçtiği değeri koruyabilmesi ile ilgilidir. İnsanların kendilerine biçtiği değerleri koruyabilmek için kendisinden beklentilerini ve emellerini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Ancak yaşam olayları nedeniyle benlikte bazen beklentilerinin ya da emellerinin gerçekleşmeyeceği ya da bunları gerçekleştiremeyeceği duygusu ortaya çıkar. İdeallerini gerçekleştiremeyeceği düşüncesi yaşayan kişide çaresizlik ve güçsüzlük duygusu gelişir, kişinin kendisine biçtiği değer düşer ve sonuçta da depresyon gelişir.

Depresyonu açıklama çabalarında yararlanılan kuramlardan birisi de öğrenilmiş çaresizlik kuramıdır. Deney ortamında hayvanlara kaçıp kurtulamayacağı şoklar tekrar tekrar verildiğinde, hayvan başlangıçta kaçmaya çalışmasına karşın bir süre sonra kaçma girişimlerinden vazgeçmekte ve şoklara karşı hiç bir şey yapamayacağını öğrenmektedir. İnsanlardaki depresyonda da benzeri bir çaresizlik duygusu görülebilmektedir. Depresyona yatkın kişilerde, yaşamında karşılaştığı güçlükleri ve sorunları aşabileceği, onlarla baş edebileceği ve yaşantılarını kendisinin kontrol edebileceği düşünceleri gelişmemiştir.

Bilişsel görüşe göre çocukluk çağlarındaki yaşantılar öğrenme yolu ile şema olarak adlandırılan bazı düşünce, varsayım ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olmaktadır. Bu şemalar kişinin sonraki yaşamında yaşadıklarını değerlendirmede kullanılmaktadır.

Depresyonlu kişilerde kendine, çevresine, genel olarak yaşamına ve geleceğine ilişkin olumsuz değerlendirmeye yatkınlık vardır. Bu olumsuz ve karamsar değerlendirme özellikle kişinin stresli durumlarla karşı karşıya kaldığında etkinleşmektedir. Olumsuz ve karamsar değerlendirmeler keyfi çıkarım, seçici soyutlama, aşırı genelleme, abartma ve küçümseme şeklinde düşünce kalıplarından kaynaklanmaktadır.

Keyfi çıkarım, kişinin belirli bir ipucu ya da açık bir kanıt yokken yaşantısından kendisiyle ilgili olumsuz bir kanıya varmasıdır (örnek: yolculuğa çıktığında bindiği otobüsün bozulması nedeniyle bir süre yolda kalan bir kişinin “ben zaten çok şanssız bir insanım” şeklinde yorumlarda bulunması).

Seçici soyutlama ise yaşantının bütünü üzerinde değil de önemsiz sayılabilecek bir ayrıntısı üzerinde durarak yaşantıyı değerlendirmedir (örnek: bir basketbolcunun takımının yenilgisinden yalnız kendisinin kötü oyununu sorumlu tutması).

Aşırı genelleme ise kişinin tek bir nedene ya da olaya dayanarak kendi yetersizliği ve değeri konusunda bir kanıya varması ve bunu genellemesidir (örnek: bir isteğine arkadaşının hayır demesi sonrasında hastanın “beni kimse sevmiyor” şeklinde duygu yaşaması).

Abartma ve küçümseme ise kişinin önemsiz bir başarısızlığı aşırı büyütmesi ve başarıyı ise olduğundan daha önemsiz görmesidir (örnek: sınıfını büyük bir başarı ile geçen bir öğrencinin bunun önemli bir şey olmadığını düşünmesi; yalnız bir sınavdan başarısız not alan bir öğrencinin kendisinin tembel bir insan olduğunu düşünmesi). Bu düşünceler her hangi bir akıl yürütme süreci başlamadan kendiliğinden (otomatik düşünce) kişinin kontrolü dışında ortaya çıkmaktadır.

Bazı kişiler sahip oldukları bu düşünce kalıbı (işlevsel olmayan şemalar) nedeniyle kendisini, yaşadıklarını, dünyayı ve geleceği olumsuz ve karamsar değerlendirmeye yatkındırlar. Bilişsel kuram bu kişilerin kendilerini psikolojik olarak zorlayan bir olay ile karşılaştıklarında bu düşünce kalıbının etkinleşmesi sonucunda depresyonun geliştiğini ileri sürer.

Prof. Dr. Erol Özmen
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı