Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Aşkınız Kişiliğinizi Ele Veriyor

Prof. Dr. Erol Özmen

Herkes aşık olur fakat aşkı aynı şekilde yaşamaz. Aşkın nasıl yaşanacağını toplumsal, kültürel ve bireysel birçok etmen etkiler. Bunların en önemlilerinden birisi de kişilik yapısıdır. Kişilik yapısı insanların aşkı nasıl yaşayacaklarını ve nasıl bir aşk yaşayacaklarını belirler. Kimi aşkını dünya âleme ilan ederek, kimi kendi halinde, kimi sarhoş olmuş gibi, kimi ortada sanki hiçbir şey yokmuş gibi yaşar.

İçedönük insanların aşkları da içe dönüktür; iç dünyada esen fırtınalar dış dünyaya yansımaz. Duygularını ifade etmekten kaçınan yapıları nedeniyle ne sevgi dolu sözler söyledikleri duyulur ne de sıcaklık hissettiren dokunuşları olur. Sevdiklerine kolayca dokunamaz, sarılamazlar. Sarıldıklarında ise sıcak bir yakınlık değil, mekanik bir dokunuş hissedilir. Aşkları ve sevgileri sessiz, sakin ve gürültüsüzdür. Gördüklerinizle karar vermeye kalkarsanız âşık olmadıklarını bile düşünebilirsiniz. Bağlanmaktan ve yakın olmaktan korkmaları, eninde sonunda kaybedeceklerine ya da terk edileceklerine olan inançları onları aşk yaşarken de temkinli olmaya iter. Onlar için çok yakınlaşmadan ve aşırı bağlanmadan yaşanan aşk daha güvenceli görünür.

Çekingen, utangaç insanlar aşkı da utangaç biçimde yaşarlar. Ele güne karşı âşık olduklarını söyleyemez; aşklarını göstere göstere, doya doya yaşayamazlar. Âşık olduğunu herkesten saklar, aşkını başkalarının anlayacağından korkarlar. Sanki yanlış bir şey yapıyormuş, duyulursa ayıplanacakmış duygularına kapılırlar. Çoğu zaman uzaktan severler, sevdiği kişinin bu sevgiden haberi bile olmaz. Sevdiği insana kolay kolay açılamaz, kendisini beğenmeyeceğini düşünürler. Ret edileceği korkusuyla gerekli adımı atamaz, kolayca sevilmediği ve beğenilmediği duygusuna kapılırlar. Sevdiği insanla karşılaştığında heyecandan kalbi duracakmış gibi hisseder, yüzleri kızarır, söyleyeceklerini karıştırırlar. Alınganlıkları ve kolayca ret edildikleri duygularına kapılmaları sıkıntılı bir aşk yaşamalarına neden olur. Bakışlardan, konuşmalardan kendileriyle ilgili anlamlar çıkarırlar. Hiç olmadık zamanlarda nedeni anlaşılmayacak biçimde küserler. Kayıtsız, koşulsuz, tartışmasız kabul görme ve sevilme arayışındadırlar.

Hayatı coşkuyla yaşayan, canlı, hareketli insanların aşkları da alabildiğine renklidir. Aşkı bir cümbüş havası içinde yaşarlar. Âşık olduklarında herkesten farklı biçimde uçarlar. Sevgilerini öylesine gürültülü patırtılı gösterirler ki sanki böylesi dünyada ilk kez yaşanmaktadır. Herkesten farklı, herkesten çok sevdiklerine ve sevildiklerine inanırlar. Herkesin uyum sağlayamayacağı romantik hayallere ve beklentilere kapılırlar. Aşkı, âşık olmayı sever; bir ilişki bittiğinde bütün dünyaları yıkılmış gibi görünseler bile hiç beklenmedik bir anda yeni bir ilişkiye başlayabilirler.

Hayatı gelgitlerle dolu, günü gününe uymayan insanların aşkları da dalgalıdır. Bir bakarsanız dünyanın en büyük aşkı yaşanıyor, bir bakarsınız nefret dolu bakışlar… Sevgileri de nefretleri de bir başkadır; en derinden hissederler. Aşk onlar için sanki bir başkasına bağlanma değil, karşısındakine yapışma gibidir. Sanki ömrü boyunca o varmış gibi hayatı onsuz hiçbir zaman yaşayamayacakmış gibi algılarlar. Her an onunla birlikte olmak ister, onun kendine göre bir hayatı olduğunu düşünemezler. Sürekli birlikte olma isteği ile karşısındakini adeta boğduklarını göremezler. Sevdiği kişi tarafından terk edileceğini düşünmek katlanılmaz duygular yaşamalarına neden olur. Ayrılığa dayanamaz; ayrılma olasılığı söz konusu olunca kendisini yapayalnız, kimsesiz ve çaresiz bir insan olarak görürler. İlişkinin süremeyeceğini bilseler bile sevdiklerini bırakamazlar.

Kendisini herkesten farklı, herkesten önemli ve değerli bir insan olarak algılayan kişiler ancak kendileri gibi birisine âşık olurlar. Âşık oldukları ya güzeldir ya ünlü ya zengin ya da herkesin peşinde koştuğu bir kişi. Sıradan birisine hayatta âşık olamazlar. Sıradan insanları kendilerine yakıştıramazlar. Aşkları ile âşık olduğu kişi ile kendilerini başka bir önemli hissederler. En güzelin onun aşkı olması ve en güzelin ona âşık olması, başlarını döndürür. Onunla kendini daha farklı, sanki herkesin gözünde değeri artmış gibi hisseder. Fakat onunla kendini daha değerli hissettiği duygusunu kaybettiği anda aşkları da biter. Aslına bakarsanız o ona âşık olduğunu sansa da âşık olduğu onun güzelliğidir.

Evet, herkes aşkı farklı yaşar. Farklı yaşanmasını belirleyen en önemli etmen de kişilik yapısıdır. Kendini daha iyi tanımak isteyenler için aşık olmak ve aşk yaşamak kendini tanıma deneyinde bir kobay olmak gibi bir şeydir. İç gereksinimleri, çatışmaları ve korkuları insanın aşkı nasıl yaşayacağını belirler. Bazen öyle bir hal alır ki aşkın aşk olarak yaşanmasını engeller. Daha doyumlu aşk yaşamak isteyenler yaşadığı her aşkı kendisini daha iyi tanımak için fırsat olarak değerlendirmelidir.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız