Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

“Beni Hiç Sevmedin Baba”

Prof. Dr. Erol Özmen

“Öyle bir geçer zaman ki” dizisinin en etkileyici sahnelerinden birisi de Mete’nin babasına “neden beni hiç sevmedin baba” diye haykırdığı sahnedir. Etkileyici olmasının en önemli nedenlerinden birisi de Türk insanının iç dünyasında önemli yer tutan bir konuya değiniyor olmasıdır. Nitekim günlük yaşamda ve ruh sağlığı uzmanlarının uygulamalarında karşılaşılanlar ülkemizde yeterince baba sevgisi almadığı duygusu taşıyan çocukların sanıldığından çok fazla olduğunu göstermektedir.

Karşılaştırıldığında kadınlara göre bu duygunun erkeklerde daha fazla olduğu izlenimi edinilmektedir. Yetişkin yaştaki birçok erkeğin tutum ve davranışları incelendiğinde babasından hak ettiği sevgiyi alamadığı düşünce ve duygularının erkeklerin iç dünyasında önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Erkeklerin otorite ile ilişkilerinde yaşadığı sorunlarda ve rekabetten kaçınan tutum ve davranışlarında bunun izlerinin bulmak mümkündür. Ağlayan çocuk posteri, Keloğlan masallarında babadan neredeyse hiç söz edilmiyor olması ve bazı liderlere ‘baba’ lakabı takılması gibi sosyal olaylar da bu görüşü desteklemektedir.

Genel olarak bakıldığında ülkemiz annelerini bırakamayan ve babalarına ulaşamayan yetişkin erkek çocuklarla doludur. Bu yetişkin çocuklar için baba çoğu zaman korkulan ve korku uyandıran, sürekli yasak koyan, sınırlayan, uzak duran ve durulan bir kişidir. Yalnız iç dünyalarında değil dış dünyalarında da babalar hep uzaktadır, erişilemez bir yerdedir. Varlıkları huzur, güven, neşe ve sevinç değil korku ve ürküntü yaratır. Ne onu doya doya sevmek, ne de ona rahat rahat öfkelenmek mümkündür. Onlar için baba sevgiyle kucaklayan ve kucaklanan değil, hazır olda bekle duygusu yaratan bir kişidir. Koruyucu ve kollayıcı olması beklense de koruyuculuğu ve kollayıcılığı çoğu zaman yeterince hissedilmez. Sanki söz konusu olan baba-oğul çatışması değil, babadan yoksun kalmadır. Toplumun koruyan, kollayan, gözeten, güven yaratan ve şefkatli bir “baba” arayışında olması da bunun bir göstergesidir.

Ailede babanın çoğu zaman ulaşılamaz bir insan olarak kalması çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Babanın çocuğa uzak durması, korkulan bir nesne olarak varlığını sürdürmesi çocuğun hem kendisini hem diğer insanları değerlendirmesinde çarpıtmaların yerleşmesine yol açar. Babanın bu tutumu çocuğun kendisini babası tarafından değer verilen ve sevilen bir insan olarak algılayamamasına neden olur. Sonuçta çocuk kendisini sevilmeyen ve değer verilmeyen bir insan olarak algılamaya başlar. Katlanılması zor duygular yaratan bu algı çocukta kendisini abartılmış, büyüklenmeci ve şişinmeci tarzda özsaygılı ve özgüvenli davranışlar gösterme gereksinimi ortaya çıkarır. Ülkemizde hiçbir eğitimi olmamasına karşın her konuda en doğruyu bildiğine ve eline güç verilse her türlü memleket sorununu günler içinde çözebileceğine inanan birçok kişinin olmasının muhtemel nedenlerinden birisi de budur.

Fakat tüm bu tespitlere karşın ülkemizde erkek çocukların tümüyle sevgisiz bir ortamda büyüdüklerini iddia etmek mümkün değildir. Babanın çocuğundan uzak durmasının sevgisizlikten kaynaklanmıyor olması çocuğun iç dünyasında korkulan babanın yanında sevdiği içten içe bilinen bir babanın da varlığının hissedilmesini sağlamaktadır. Diğer yandan çocuğun psikolojik gelişimi için çok önem taşıyan sevilme ve değer verilme gereksiniminin baba dışında başka insanlar tarafından karşılanıyor olması da ciddi psikiyatrik sorunların ortaya çıkmasını önleyen etki göstermektedir.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız