Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Beynimizi Tanıyor muyuz?

Prof. Dr. Erol Özmen

İnsanın sinir sistemi merkezi ve çevresel sinir sitemi olarak ikiye ayrılarak incelenir. Merkezi sinir sitemi ise beyin ve omurilikten oluşur ve sinir hücrelerinin çoğunluğuna sahiptir. Merkezi sinir sistemi insan bedeninin davranış ve işlevlerinin tümünü koordine eder ve bir bütün halinde işlemesini sağlar. Çevresel sinir sistemi ise duyu organlarını, iç salgı bezlerini ve iç organları omurilik ve beyinle ilişki haline sokan sinir hücrelerinden oluşur. Bu hücreler bir yandan merkezi sinir sitemine bilgi taşırken bir yandan da oradan gelen emirleri uygulamaya koyarlar.

Beyin araştırmaları, son yılların en çok ilgi çeken araştırmaları arasında bulunmaktadır. Buna karşın, şu anda beyin hakkında bildiklerimiz, henüz bilmediklerimiz yanında çok azdır.

İnsan beyni dıştan bakıldığı zaman kıvrımlı bir görüntü sergiler; yani tüm yüzey girintili ve çıkıntılıdır. Gelişmiş canlılarda bu kıvrım daha fazladır. İnsan içinde aynı durum geçerlidir. İnsan geliştikçe kıvrımlar artar. Cenin altı aylıkken insan beyni düzdür; beyin kabuğundaki sinir hücrelerinin bağlantıları arttıkça kıvrımlar artar. Genelde sanıldığının aksine doğumda insan beyni henüz olgunlaşmamıştır. Yirmili yaşlarda olağan erişkin gelişim düzeyine ulaşır.

Sinir hücresinin gövdesi, beynimizin temel “emir işlevleri”nden sorumludur. Sinir hücrelerinin gövdeleri dışında bazen çok uzun olabilen uzantıları bulunmaktadır. Bu uzantıları ile sinir hücrelerinin hedef dokuya ya da başka bir hücreye bir ileti göndermesi mümkün olmaktadır. Sinir hücrelerinin haberleşebilmesi için bu bağlantı noktaları ile birlikte iletici maddelere de gereksinim bulunmaktadır. Bu hücrelerden beynimizde yaklaşık yüz milyar adet bulunur. Bu sayı yaşlanma ile birlikte giderek azalır. Beyin dokusunu bozan bir hastalık olduğunda ise bu sayı belirgin olarak azalır ve bunama olarak adlandırılan hastalıklar ortaya çıkar.

Sinir hücreleri en yoğun olarak beyinin yüzeyinde bulunur, sinir hücrelerinin yoğun olarak yüzeyde toplanmış olması beynin sanki bir kabukla kaplanmış görüntüsü verir. Bu kısım bu nedenle beyin kabuğu olarak adlandırılır. Beynin daha iç kısımlarında da sinir hücreleri yer yer adacıklar oluşturacak şekilde kümelenmeler gösterir.

İnsana ait insanlığa ait ne varsa onun eseridir. Sanat, müzik, bilim, teknoloji, mimari güzellikler her şey onun eseridir. O olmadan hiç birisinin olması mümkün değildir.

Beyin özellikleri öğrenildikçe insanı şaşırtan ve insanda hayranlık uyandıran bir organdır.Beyin orkestra şefi gibidir. Bütün organları dokuları yönetir, yönlendirir. İnsanın bütün organlarına, yapılarına sinir uzantıları ile ulaşır beyin.

Her birimizin kendimize ait ve kendine özgü nitelikler taşıyan beyinleri var. Bizi birbirimizden farklı yapan da odur. Beynimizi geliştirmek de yozlaştırmak da belli oranda bizim elimizde. Beynimizin yeteneklerini iyiye de kullanabiliriz, kötüye de.

Beyini oluşturan yapılar ve bunların işleyişini sağlayan sistemde bir bozukluk olması ruhsal sorunlar yaratır. Duygu, düşünme, davranış, bellek, algılama, öğrenme, yargılama beyinin işlevleri sonucunda ortaya çıkan yaşantılardır. İnsanlarda çoğu zaman bu yaşantıların soyut ve bedende oluşmayan yaşantılar gibi algılanma eğilimi vardır. Yüz yıllardan beri zihin ve beden ayrımı yapılıyor olması psikolojik olanın sanki gerçekte olmayan, beden dışında oluşan bir yaşantı gibi algılanmasına yol açmıştır. Oysa beyinde fiziksel ya da kimyasal etkinlikler sonucunda oluşmayan hiç bir psikolojik yaşantı yoktur. Başka bir deyişle sevinç, neşe, keder, üzüntü, gibi bütün psikolojik yaşantılar beyinde oluşmaktadır.

Beyin, insanın organlarından birisidir. Nasıl diğer organların işleyişinde bir bozukluk olduğunda ya da bütünlüğünde bir bozulma olduğunda o organın işlevlerinde bir bozulma ortaya çıkıyorsa aynı şey beyin için de söz konusudur.

Beyinle ilgili hastalıkları kabaca ikiye ayırarak inceleyebiliriz: (1)Ruhsal hastalıklar (psikiyatrik hastalıklar), (2)Nörolojik hastalıklar. Genel olarak bakıldığında nörolojik hastalıklarda beyin yapısında, beyin dokusunda saptanabilen bir hasar bulunur. Fakat ruhsal hastalıklar için aynı durum söz konusu değildir. Beyinde zaten var olan fizyolojik bir süreçte bir artma ya da azalma söz konusudur. Örneğin depresyon dediğimiz ruhsal rahatsızlıkta beyinde zaten var olan noradrenalin ve serotonin denilen sinirler arası iletimi sağlayan iletici maddelerin etkinliği azalmaktadır. Nitekim serotonin ve noradrenalin etkinliğini arttıran ilaçlar kullanıldığında depresyon iyileşmektedir.

KAYNAKLAR
Andreasen NC (2001) Cesur Yeni Beyin, çev:YB Doğan, Okuyan Us yayınları, 2003, İstanbul.
Cüceloğlu D (1994) İnsan ve Davranışı – Psikolojinin Temel Kavramları. Remzi Kitabevi, 5. basım, İstanbul.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız