Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Boşandıktan Sonra Yeniden Mutlu Olmak Mümkün mü?

Prof. Dr. Erol Özmen

Herkes ömür boyu süreceğini düşünerek evlenir. Fakat ne yazık ki evlilikler bazen büyük bir hayal kırıklığı ile sona erer. Eşler, çocuklar ve eşlerin yakınları mutsuz olurlar. Bu mutsuzluk bazı kişilerde yıllarca hatta ömür boyu sürer.

Sürekli çatışmanın olduğu bir evlilik yaşanmış olsa bile bazı kişiler beklenenin tersine boşandıktan sonra depresyona kadar varan ruhsal sorunlar yaşar. Bundan sonraki yaşamlarında mutlu olamayacakları hissine kapılırlar.

Oysa işin aslı kişinin yeniden mutlu olabileceği ve daha da çok mutlu olabileceğidir.

Boşanma sonrasında özellikle ilk aylarda belirli bir düzeyde üzüntü ve öfke gibi duygular yaşamak, geleceğe karamsar bakmak ve mutsuz olmak son derece doğaldır. Bu duygular çoğu zaman arkadaş, dost ve aile desteği ile aşılabiliyor olmakla birlikte özel tedavi gerektirecek bir durumun söz konusu olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. Bu olumsuz duygular aylar geçtikçe azalmıyor ya da artıyorsa, kişi hiçbir zaman eski neşesine dönemiyorsa, toplum içine girmekten giderek kaçınmaya başladıysa, kişinin yaşam kalitesi bozulduysa ve işini gücünü eskisi gibi yapamamaya başladıysa bu durum bir ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurmanın gerekli olduğunu düşündürmelidir.

Boşandıktan sonra yeniden mutlu bir yaşam sürdürmek yaşananların doğru değerlendirilmesi ile çok yakından ilişkilidir. Mutlu olabilmede yaşananları (bir deneyim olarak yararlanma dışında) geçmişte bırakabilmek can alıcı önem taşır. ‘Ben bunu hak etmedim’ ve ‘bunlar neden benim başıma geldi’ tarzındaki düşünceler ve bunlara eşlik eden duygular mutsuz olmaya yol açan en önemli etmenlerdir. Bunlara kendini sanki değersiz, kusurlu, eksik, başarısız, sevgiye ve ilgiye layık değilmiş gibi hissetmek eklendiğinde sorun daha da büyümektedir.

Evli kalınan sürede ve boşanma sürecinde yaşananlar boşanma sonrasında mutlu olma ile yakından ilişkili olmakla birlikte asıl belirleyici olan kişilik yapısıdır. Zorluklarla mücadele etme ve zorluklara dayanma gücü veren, sağlam değerlilik hissi, özsaygı ve özsevgi taşıyan kişilik özellikleri, yaşanan sorunların eninde sonunda başarılı bir şekilde aşılmasını sağlamaktadır. Diğer bir belirleyici de destek olacak birilerinin varlığıdır. Dertleşilen, yol gösteren, ne olursa olsun elinden gelen her türlü desteği vereceğinden emin olunan birilerinin varlığında sorunlar daha kolay aşılmaktadır.

Eşlerin kişilik yapılarının ve evliliğe bakış açılarının farklı olmasından kaynaklanan boşanma ile psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz kalındığı için boşanma arasında boşananlardaki etkileri açısından çok büyük farklılıklar vardır. Yine başkasına âşık olma ile aldatılma, isteyerek boşanma ile gönülsüz boşanma da birbirine benzemez. Ancak yine de bunlar arasında boşandıktan sonra mutlu olmayı engelleyen bazı ortak duygu ve düşüncelerden söz etmek mümkün gibi görünmektedir. Boşandıktan sonra yeniden mutluluğu yakalayabilmek için mutsuz olmaya yatkınlık yaratan, adeta kişiyi mutsuzluğa sürükleyen kişilik özelliklerinin değiştirilmesi için çaba harcamak gerekmektedir. Bunların bazılarına aşağıda değinilmiştir:

Değersiz hissetme

Çok sayıda insan boşandıktan sonra kendisiyle ilgili olumsuz değerlendirmeler yapar. Evliliğin sürmesi için her şeyi yapmış olmasına karşın suçlu kendisiymiş gibi sıkıntılar yaşar. Çoğu zaman yersiz olan bu değerlendirmelerde kişi kendisini ya yok yere ya da abartılı biçimde eleştirir ve suçlar. Kendisini başarısız olmuş, yetersiz, sevilmeye ve iyi şeylere layık olmayan, değersiz bir insan gibi görür. Özellikle çocukluğundan beri böyle düşünmeye yatkın olanlarda bu durum daha uzun süreli yaşanmaktadır. Değersiz hissetmeye yatkınlık, kırılgan özsaygı ve yetersiz özsevgi mutluluğu yakalamanın önünde en önemli engellerdir.

Haklı çıkma ısrarcılığı

Boşandıktan sonra mutlu olabilmede en önemli konulardan birisi de evliliğin sürememesinin doğru biçimde değerlendirilmesidir. Fakat çoğu zaman bu değerlendirme sağlıklı biçimde yapılmaz. Birçok insan karşı tarafı suçlama, kendisinin ne kadar haklı olduğunu kendine ve çevresine kanıtlama sarmalına kapılır. Oysa yapılması gereken kendini ve karşı tarafı yargılamadan eksiği ile fazlası ile ilişkiyi ve bu ilişki içinde iki tarafın davranışlarını değerlendirmektir. Bazen iki taraf ayrı ayrı çok iyi insanlar olmalarına karşın evliliği sürdüremeyebilmektedirler.

‘Neden benim başıma geldi’

‘Neden benim başıma geldi’ sorusunun altında hemen her zaman hak etmediği bir durumla karşı karşıya olduğu hissi vardır. ‘Ben bu kadar iyiyken, her şeyi iyi niyetle herkes için en iyisini yapmaya çalışıyorken, elimden geldiğince onu memnun etmeye çalışıyorken bütün bunlar neden benim başıma geldi’ soruları bu hissi yaşayanların kafasını meşgul eder. Adeta cezalandırılıyormuş hissi içindedir. Oysa bir insanın iyi olması karşıdaki insanın kişilik

yapısını değiştirmez. İşin içine beklentiler de karışınca durum daha da karmaşıklaşır. Mümkün olduğunca karşıdakini dikkate alarak ona iyi davranan insanlar doğal olarak diğer insanlardan da aynısını beklerler. Fakat göremediğinde de hayal kırıklığına uğrar; kendini, davranışlarını ve değerlerini sorgulamaya başlarlar. Bu kısır döngü kırılamadığı sürece kişinin kendisini değersiz hissetmesi kaçınılmazdır.

‘El âlem ne der’

Kuşkusuz her insan çevresindeki insanların ne düşündüğünü merak eder ve bunları belli bir derecede önemser. Fakat ‘el âlem ne der’ kişinin kendi istek ve gereksinimlerini görmesini, bunları hayata geçirmesini engelliyorsa ortada önemli bir sorun var demektir. Ne yazık ki boşanan çiftlerde (özellikle kadınlarda) bu yaklaşıma çok sık rastlanır. Oysa insanın mutlu olabilmesinin temel koşulu insanın istek ve gereksinimlerini uygun biçimde doyurabilmesidir.

Duygulara kapılma

Bir ayrılık ya da boşanma sonrasında sıklıkla öfke, intikam, kırgınlık, değersizlik ve sevilmeye layık olmama hissi gibi duygular ve düşünceler canlanır. Bunları belli bir süre yaşamamak mümkün olmamakla birlikte bu duyguların etkisinde kalmamaya çalışmak gerekmektedir. Etkisinde kalındığında çatışmalar büyümekte, eş de tepkisel davranırsa kırgınlıklar daha da artmaktadır. Özellikle bu duyguların etkisi ile çocuklar da çatışmanın işine karıştırılırsa ve eşler birbirini çocuklarına kötülerse konu daha da karmaşıklaşmaktadır.

Sosyal yaşamdan geri çekilme

Boşandıktan sonra bazı kadınların çeşitli gerekçelerle toplum içine girmekten kaçındığı görülmektedir. Bu davranış çok yönlü olarak kadını olumsuz etkilemekte ve yalnızlaştırmaktadır. Mümkün olduğunca sosyal ilişkileri sürdürmek, hobiler edinmek, yeni arkadaşlıklar kurmak, benzer sorunlar yaşayanlarla bir araya gelmek için çaba harcanmalıdır.

Hem günlük yaşama bakıldığında hem de boşananların mutsuz olma nedenleri incelendiğinde boşandıktan sonra mutlu olmanın mümkün olduğu görülmektedir. Yeniden evlenme söz konusu olduğunda belli bir temkinlilik yararlı olmakla birlikte önceki deneyim dikkatli bir şekilde değerlendirildiğinde her şey düşünüldüğünden daha iyi olabilmektedir. Boşanma sürecinin nasıl geçtiği, evli kalınan süre içinde yaşananlar ve kişilik yapıları bu konuda belirleyici rol oynarlar. Ruh sağlığı çalışanlarının deneyimleri mutsuz olmayı etkileyen en önemli etmenin ‘ezik’, ‘çaresiz’, ‘yalnız’ ve ‘değersiz’ hissettiren kişilik yapısı olduğunu göstermektedir. Neyle karşılaşırsa karşılaşsın yaşadığı her türlü duyguya karşın her koşulda kendisini değerli bir insan olarak görmek ve hissetmek boşanma sonrasında mutlu olmanın önkoşuludur.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız