Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Dereden Tepeden Yolculuk

Prof. Dr. Erol Özmen

Yolculuk ne çok anlam taşır içinde: sıla, gurbet, hasret, korku, keyif, eğlence, özlem, mutluluk, heyecan, ayrılık…. Yolculuk vardır korku uyandırır, yolculuk vardır heyecan. İnsanlar vardır yolculuk denince büyük bir korku yaşar, insanlar vardır büyük heyecan. Yolculuk gitmektir. Bir şeyleri bırakmak, ayrılmak; yeni bir şeylere varmak, kavuşmaktır. Gidilen yol bazen bir ömür, bazen bir uzaklık, bazen içdünyanın patikalarıdır. Diğer yandan onun da zaman içinde, mekan içinde ayrı bir yolculuğu vardır.

Yolculuğu, herkes kolayca göze alamaz. Yolculuk sevdiklerinden, alıştıklarından ayrılmanın acısı ile baş edebilme gücüne sahip olmayı; kendini güven içinde hissederek, yeniyle, yabancıyla karşılaşabilmeyi gerektirir. Ayrılabilmeyi, sevdiklerinden, yakınlarından, yaşam içinde sığındıklarından uzaklaşabilmeyi gerektirir. Bırakın tümüyle kopabilmeyi, bazı kişiler için geçici olduğu bilinse bile kolay değildir ayrılık. Merak duygusunun ketlenmemiş olmasını, temel güven duygusunun gelişmiş olmasını ve özerk davranabilme yetisini gerektirir. Yaşamdan tad alabilmeyi, hiçbir zaman bitmeyecek olan günlük işleri bırakabilmeyi gerektirir.

Geleneksel kültürümüzde yolculuk deyince sıla, gurbet, hasret gelir akla. Gurbet, yad eldir. Gurbet ellere düşmek, aile ocağından uzaklaşmak; sıla, kavuşmaktır. Yüzyıllar içinde belleğe kazınan bir tasarım yineleyip durur sanki kendini: hiç istemeden yollara düşen, elinde tahta bavuluyla askere, çalışmaya giden ya da göç eden ve geri dönüp dönmeyeceği belli olmayan bir yolcunun yolculuğu. Buram buram özlemdir yaşanan. Hiç dinmeyen bir burukluk hissedilir. Ayrı düşülenler, memleket, gözlerde tüter. Şarkılar, türküler, filmler onu anlatır. İnsanımız hep kendini gurbette gibi hissettiğinden midir nedir; şarkılarda, türkülerde, filmlerde en derinlerden hissedilir kavuşmanın buruk mutluluğu. Duygulandıran, hoş bir izlektir gözlenen. Ama madalyonun diğer yüzü gizli bir ayrılamama halidir. Fakat yenilerde bir şeylerin değiştiği açıkça görülmektedir. Bayramlarda yolculuk artık sılaya değil, sahiledir. Merak etmeden yoksun olduğu açıkça görülüyor olsa da, yolculuk artık tekdüze yaşamda bir kaçamak, felekten gün çalmaktır. O da artık ufuklarda görülüyor: keşfetmek isteği eklendiğinde, heyecanlı bir maceraya doğru dönüşür yolculuk. “Ben özgürüm” biraz da yolculuk özgürlüğünü taşır. Alıp başını gitmek, istediğini yapmak, en olmadık yerlerde istediğin gibi olmak. Heyecan yaşamak, heyecan yaşatmak.

İnsanın belki de ilk yolculuğu, yaşamının ilk yılının sonlarında başlayan annesinden uzaklaşması ve ondan ayrılmasıdır. İnsanoğlu bu dönemde kolay bırakamaz ana kucağını. Ondan biraz uzaklaştığında, sık sık döner bakar annesine orada mı diye. Bir yanda yeni şeyler keşfetmenin büyük heyecanı, bir yanda anneyi kaybetmenin katlanılmaz korkusu. Sonra sonra annesini görmese bile onun varlığını ve kendisini koruyup kolladığını hissetmenin güveni içinde yolculuklarını sürdürür. Ne yazık ki herkes aynı şekilde başaramaz bu ilk yolculuğunu. Bazen de anneler bırakamaz çocuğunu, yenik düşer korkularına. Çocuklar hemen sezer annelerinin korkusunu ve daha fazlasını da kendisi hisseder. Bu yolculuğun bir yanı ayrılmak ise bir yanı da keşfetmektir. Doğasının en güzel yönlerinden birisi olan keşfetme isteği / merak duygusu, insanın ayrılabilmeyi başarmasında en büyük destekçisidir. Ancak onun da özenle, emek harcanarak geliştirilmesi gerekir. İnsanların ve kültürlerin yolculuğa farklı bakış açılarına sahip olmaları işte insanın psikososyal gelişiminde bu ve benzeri noktaların nasıl aşıldığı ile yakından ilişkilidir.

Bebekliğinin ilk yıllarında yaşadığı bu macera, ne kadar da benzer insanoğlunun yaşadığı her yolculuğa: geride kalanlara güven duyarak ayrılabilmek, bu güven duygusu içinde korku duymadan yeni yerleri yeni insanları keşfetmek.

İçdünyaya yapılan yolculuk için de aynı şeyler geçerlidir. Şu anki durağı ne olursa olsun, kişiye ne kadar sıkıntı veriyor olursa olsun, o kişi için en güvenli durak bu duraktır. Bu durağa nasıl gelindiğini anlamak için geriye doğru gitmek gerekir. Yani yolculuk bu sefer yeniyi değil, eskiyi keşfedir. Acılı bir yolculuktur bu. Unutulan duraklara uğranır birer birer. Fakat her durağın farklı zamanlarda uğranan aynı durak olduğunu görmek çok şaşırtıcıdır. Yineler durur insan kendini. İlk durağı bulmak çoğu zaman bir hayaldir, belki de yalnız bir fantezi. Yinelemenin nasıl katmerlendiği, yinelemeyi neyin katmerlediğidir önemli olan. Zaman zaman yüreği yanar yolcunun, umutsuzlanır. Ne yazık ki, başka yolu yoktur bu yolculuğun. Önce görmek, görebilmek gerekir. Nasıl göremediğini görmek de ilginçtir. Gördüğünü sandığının, gördüğü olmadığını görmek büsbütün afallatır yolcuyu. Yolun nereye gittiğini bilmeden yola çıkmak büyük cesaret ister. Sonunda, yaptığı yolculuğun kendi yolculuğu olmadığını, fakat kendi yolculuğunu yapabileceğini görür yolcu.

Yolculukları en çok çocuklar sever; en çok sevinen onlardır yolculuklara, en çok keyif alan da. Yalnız gidilen yer değil, gitmek de eğlencedir onlar için. Ne değişir de, insan yolculukları çocuklar gibi şen yapamaz. Annesinin babasının artık o zamanki gibi yanında olmaması mıdır değişen. Yoksa merak duygusu mudur körelen.

Ömür hep gidilen bir yolculuk gibi gelir insana. Bunun sonu olan bir yolculuk olduğunu bildiğini bilse de bir çok kişi, çok az gerçekten hisseder onun bir son durağı olduğunu. O zaman anlar yolculuğunun her anının değerini; yolculuğunun halen devam ettiğini unutarak iş işten geçmiş gibi görünür o an.

Yolculuk özgürlüğü esas olarak kişinin kendisine tanıdığı özgürlüktür. Bir ayrılığın, bir yoksulluğun ya da bir ölümün yolculuğu değilse, mutlu eder her yolculuk insanı. Ya özlediğine, kaybettiğine kavuşmanın, ya keşfetmenin, yeni yerler görmenin, yeni insanlar tanımanın, ya da kendini tanımanın mutluluğu sarar insanı.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız