Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Dünyada Ölümden Başkası Yalan Ya Da Yaşayamamanın Hüznü

Doç. Dr. E. Oryal Taşkın – Prof. Dr. Erol Özmen

“Dünyada ölümden başkası yalan”, günlük yaşamda çok sık kullanılan, bir şarkı sözü olarak dillerde dolaşan ve içinde bir çok anlamlar taşıyan bir deyiş. Kullanana ya da kullanıldığı zamana göre, neredeyse zıt denilecek kadar birbirinden çok farklı anlamlarda ve bağlamlarda kullanılabilmektedir. Bazen insanı teslim alan, gözden geçirmeyi değil, bırakmayı, vazgeçmeyi; bazen de yaşanılanları sorgulamayı, geleceği yeniden kurmayı içerir. Nerede ve ne şekilde kullanılırsa kullanılsın, dünyada ölümden başkası yalan ile farkına vararak ya da varmayarak ölüm dışındaki tüm yaşantıların, insanların, değerlerin yalanlanması ve değersizleştirilmesi ilginç bir noktadır.

“Dünyada ölümden başkası yalan” kişiye herkes gibi bir gün ölüp gideceğini anımsatmakla birlikte, yaşanan duygu bu dünyadan göçüp gitmenin korkusu gibi görünmüyor. Ölümün korku yaşatması beklenir, oysa burada yaşanan daha çok hüzündür; sorgulanan ölüm değil bu dünyadır, yalan dünyadır. Şarkının ya da söylemin yarattığı duygu hüzündür. Bu hüzün yaşayamamışlığın, yitip giden bir şeylerin duygusudur. “Dünyada ölümden başkası yalan”, geçip gidenin gözden geçirilmesi, kaçırılanların yasıdır. İnsanın yaşanabilecekken yaşanamamış olanların farkına varması ve bunun yarattığı duyguya katlanması kolay değildir. Herkes kendisine göre bunu aşmanın yollarını arar ve bulur; bazıları için de bu yol “dünyada ölümden başkası yalan” söylemidir. Görünürde farklı anlamlar var gibi görünse de kullananların ortak paydası yaşayamamanın hüznüdür. Kimi dünyevi zevkleri, istekleri değersizleştirir, kimi ölüm ile insanları imgesel bir eşitliğe ulaştırır, kimi bundan sonrasını daha anlamlı kılmanın yollarını düşler “dünyada ölümden başkası yalan” derken.

Bu yazıda “dünyada ölümden başkası yalan”ın ortaya çıkmasında rolü olduğu düşünülen psikolojik etmenler tartışılmaya çalışılacaktır. Açıklamaya çalışılırken burada ileri sürülen görüşlerin, bu deyişi kullanan her kişiyi açıkladığını ya da kullanıldığı her bağlamı açıkladığını söylemek oldukça güçtür. Belki de çoğu zaman bunların bir karmasıdır söz konusu olan. Yaşayamamakla yakından ilgili olduğunu düşündüğümüz dünyada ölümden başkası yalanın ortaya çıkmasında rolü olduğu düşünülen etmenler haz duyarak yaşayamama, eşitleme fantazisi, yaşamının sorumluluğunu alamama, gerçekdışı beklentiler ve yaşamla ilgili tasarımlar başlıkları altında ele alınacaktır.

İnsan ilişkilerinde karşıdakine yüklenenler
Yalın olarak bakıldığında, yaşama yalan denmesi yaşanılanların gerçek olmayan olarak algılandığını düşündürmektedir. Bir kişinin yaşadıklarının gerçek olmaması, kişinin yaşadıklarının kendi yaşamak istedikleri, kendisinin belirlediği ve kendisine ait yaşantılar olmadığını düşündürmektedir. Bu açıdan bakıldığında imgesel yaşantılarının dışında kalan tek yaşantı ölüm belki de ve yaşadıkları tek gerçek de ölüm bu kişilerin. Günlük yaşama bakıldığında aşk, sevgi, dostluk gibi duyguların çoğu zaman şarkılarda, türkülerde, televizyon dizilerinde oradaki özne ile özdeşim yapılarak yaşandığı gözlenir. Bunlar gerçek kişilerle yaşanmaz çoğu zaman. Yaşanılıyor gibi görünen zamanların bir çoğunda da kendi iç dünyasının gereksinimlerine göre şekillenmiş özelliklerin yüklenmesi söz konusudur karşıdakine. Başka bir deyişle karşıdakinde olduğu düşünülenler, kendi iç gereksinimlerine göre onda oldurulan, oldurulduğu varsayılan, ona yüklenen niteliklerdir; ilişkide karşıdakinde olduğu düşünülenlerin ne kadarı kişide gerçekten bulunanlar olduğu belirsizdir.

Sonuçta da kendi iç dünyasına göre çarpıtılarak anlaşılmış dünya, kolayca “yalan”a dönüşebilmektedir. Çünkü gerçekten de yalan o; karşıdakinin olduğu gibi değil kendi kafasında tasarladığı gibi göründüğünden, kısa bir zaman sonra gerçek olduğu sanılan yalana dönüşmektedir. Yaşayamamak da gerçek ilişkilerin kurulamamasıyla ilintili. Gerçek ilişkilerin kurulabilmesi de karşıdakini olduğu gibi görmek – kabullenmek ve kişinin kendi iç dünyasını iyi tanıyabilmesi ile çok yakından bağlantılıdır.

Haz duyarak yaşayamama
İnsanın yaşadığından tad alabilmesi sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. İnsanın ruhsal yapısı, içrel bazı isteklerini bir yandan doyurmaya, bir yandan da yaptığı değerlendirmeler ile bu isteğin doyurulmasını önlemeye ya da ertelemeye çalışan ögeler taşımaktadır. Üstbenlik, bilinçdışı isteklerin ya da dürtülerin doyum bulmasını önleyen en önemli zihinsel yapıdır. Bu yapı aşırı geliştiğinde kişinin ruhsal yapısı doyuma izin vermeyen bir nitelik kazanabilmektedir.

Dünyada ölümden başkası yalan ile yaşanmış, yaşanabilecek ya da başkasının yaşadığı bütün doyumlar değersizlendirilir ve yok sayılır. Burada kişi aşamadığı engellemelerin yaratacağı acılardan kaçınmak için dünyevi zevklerin hepsini değersizleştirmektedir. Bu zevk ve doyumların değersizleştirilmesi ile üstbenliğin yasakladığı ya da uygun görmediği dürtülerin doyurulması gereksinimi ortadan kaldırılır. Ancak bu değersizleştirme sürecinde toplumun (dolayısıyla üstbenliğin) onayladığı dürüstlük, yardımseverlik ya da çalışkanlık gibi kavramlar da değersizleştirilmektedir. İlginç bir şekilde bir yandan üstbenliğin yasakladığı dürtülerin doyurulması gerkesinimi ortadan kaldırılarak üstbenliğin istekleri yerine getirilirken, bir yandan da toplumun ve üstbenliğin önemsediği değerler de yalanlanmaktadır. Bu konuda belki de verilebilecek en güzel örnek bazı toplumsal kuralları hiçe sayıp ilkel dürtülerine doyum sağlayan kişinin ölümünün ardından da “dünyada ölümden başkası yalan” diye söylenilmesidir. Çalıp çırpanın sonuna bakıp, “dürtülerine doyum sağladın da ne oldu” diye sorulur. Çalıp çırpanın dürtüleri toplum tarafından onaylanmayan dürtüler olduğundan yalana dönüştürmenin daha kolay olduğu söylenebilir, fakat burada kişi yalnız bu ve benzeri dürtüler için değil doyum arayan bütün dürtüler için bir genelleme yapar (“çabalama, uğraşma, didinme, nasıl olsa sonu ölüm”) “dünyada ölümden başkası yalan” derken.

Doç. Dr. E. Oryal Taşkın – Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız