Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Mutlu Evliliğin Sırrı: Sevgi ve Saygı

Prof. Dr. Erol Özmen

Ruh sağlığı açısından aile ve aile içi ilişkiler çok önemlidir. Birbirine her konuda destek olan kişilerden oluşan aile, ruh sağlığını koruyucu ve geliştirici işlev görür. Karmaşanın ve çatışmanın olduğu aile ise tam tersi ruh sağlığını bozucu etki yapar.

Mutlu bir ailenin özelliklerine bakıldığında o ailede karşılıklı saygı ve sevginin olduğu, eşlerin dayanışma içinde olduğu, birbirine güvendiği ve birbirine karşı sorumluluk hissettiği ve eşlerin birbiri ile sağlıklı bir iletişim içinde oldukları görülür.

Bütün bu özelliklere bakıldığında ilk akla gelen konulardan birisi de bunlardan hangisinin daha önemli olduğudur. Fakat bu sorunun cevabı açıktır: saygı ve sevgi. Karşılıklı sevgi ve saygının olduğu ailelerde diğerleri doğal olarak gelişir. Sevgi ve saygıdan her hangi birisi olmadığında ise evliliğin mutlu bir şekilde sürmesi mümkün değildir.

Sevgi eşi düşünmeyi, onun ve ilişkinin daha iyi noktalara gelmesi için sorumluluk hissetmeyi, çaba harcamayı getirir. Fakat bu çabanın dayatma içermemesi ve belli bir saygı içinde yürütülmesi gerekir. Saygı duymak, çabalar sonuç vermese bile kabullenmeyi, anlayış ve hoşgörüyü içerir.

Doğal olarak her evlilikte eşler arasında birçok çatışma ve anlaşmazlık yaşanır. Çatışmaların ve anlaşmazlıkların varlığı doğrudan evliliğin olumsuz gittiği anlamına gelmez. Hatta uygun biçimde çözülen çatışmalar hem eşlerin hem de ilişkinin daha olgun düzeylere ulaşmasını sağlar.

Fakat günlük yaşamda birçok evlilikte anlaşmazlıkların uygun biçimde çözülmeye çalışılmadığı, eşlerin birbirine sanki geleceği birlikte yaşayacak iki insan olarak değil de iki düşman gibi davrandıkları; eşlerin birbirini alt etmeye çalıştığı, yola getirmeye çalıştığı görülür. Sonuçta çatışma daha da büyür, içinden çıkılmaz bir hal alır ve geleceğe dönük yeni çatışma kaynağı tohumları ekilir.

Oysa asıl yapılması gereken öncelikle karşıdakini anlamaktır. Neden öyle davrandığının iç dünyasında yatan nedenlerini görmeye çalışmak ve empatik bir yaklaşım göstermektir. Karşıdakini empatik bir yaklaşımla anlamak çoğu zaman beraberinde daha anlayışlı ve hoşgörülü olmayı getirir.

Karşıdaki insanın davranışının altta yatan nedenleri görüldüğünde düşülen en büyük yanlış, onun bunları görmesi ve kabul etmesi için yoğun bir çaba içine girmektir. Elbette söylemek, görmesini sağlamaya çalışmak sevginin bir parçasıdır. Fakat değişmeye zorlamak, kendi doğrularını dayatmaya çalışmak sevgi değil başka bir şeydir. Nitekim bir insanın kısa sürede (hele çatışmanın yaşandığı dönemlerde) ‘sen haklıymışsın, özür dilerim’ diyerek davranışlarını değiştirmesi pek mümkün değildir; hele kişilik özelliklerini değiştirmesi hiç mümkün değildir.

Diğer yandan anlayış göstermenin, hoşgörülü davranmanın ve saygı duymanın da bir sınırı olduğu unutulmamalıdır. Hiçbir şekilde katlanılamayacak tutum ve davranışlar olduğunda ise evliliği sürdürmek ciddi biçimde gözden geçirilmelidir. Sevginin ve birlikte yaşama istekliliğinin olmadığı bir yerde saygıdan söz edilemez.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız