Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Rekabet

Prof. Dr. Erol Özmen

Rekabet, rakip olarak görülen bir kişi ile bir şey için çekişmek, yarışmak ve mücadele etmek anlamına gelir. Bu bazen herkesin kolayca görebileceği maddi bir kazanç uğruna iken bazen de psikolojik bir kazanç uğrunadır. İnsanın doğasında ve toplumsal ilişkilerin olağan işleyişinde bulunmasına karşın toplumumuzda “rekabet” genel olarak olumsuz duygu ve düşünceleri çağrıştırır. İnsanlar arası ilişkilerde rekabetin olmaması gerektiği gibi gerçekdışı bir beklenti yaygındır. Rekabetin yerine otoriteye karşı boyun eğici bir uyum ya da birlik ve beraberlik konmaya çalışılır.

Rekabete toplumun bakış açısının izlerini toplumun her kesiminde çeşitli ilişkilerde görmek mümkündür. Kardeşinden daha önde, daha başarılı, daha güzel olmak isteyen bir çocuk ayıplanır. Aynı işyerinde çalışan ve ister istemez birbirinin rakibi olan pek çok kişi diğerinden öne geçmek istediğini ifade etmekten kaçınır. Geleneksel kültürümüzde rekabet ehlileştirileceğine ve daha eşit koşullarda yaşanmaya çalışılacağına yok sayılmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım kendi istek ve gereksinimlerini önemsemeyen ve kendi haklarını savunmaktan aciz insanların yetişmesine yol açmaktadır.

Fakat yok sayılmaya çalışılsa da biraz dikkatlice bakıldığında ülkemizde de acımasız bir rekabetin yaşandığı açık olarak görülür. Her türlü organizasyonda yönetici konumunda olanlar, yerlerini alabilecek insanların yetişmesine olanak tanımazlar. Sürücülerin trafikte kendilerinin ve başkalarının yaşamını hiçe sayarak acımasızca öne geçmeye çalıştıkları gözlenir. Ülkemizde ilişkileri koparan acımasız miras kavgalarının olması ve sonunda ortaya çıkan küskünlükler biraz da bu yüzdendir.

İnsanlar arası ilişkilerde rekabet çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkar; bir çoğunun ayırdına bile varmayız. Hele ülkemiz gibi rekabetin hoş görülmediği toplumlarda rekabet içinde olunduğu kabul bile edilemez. Oysa insanın doğasında, yaşamın içinde vardır rekabet. Rekabetin ilk örneklerini daha küçücükken ana-babasıyla yaşar insanoğlu. Muhtemelen çevresindeki insanların kendisinden farklı insanlar olduğunu anlamaya başlama ile koşut gelişir rekabet. Çocukken beslenmede, giyinmede, oyunlarda, uyumada ve tuvalet eğitiminde karşılaşılan güçlükler; ana-babanın sevgisini kazanmak için kardeşler arasında yaşananlar ve ilkokulda arkadaşlarından önde olma istekleri rekabetin ilk örnekleridir.

Erken çocukluk yıllarında yaşananlar rekabeti yaşama tarzımızı şekillendirir. Yaşamımız boyunca çocukluğun ilk yıllarında yerleştiği biçimiyle rekabet etme tarzımızı yineler dururuz. Kimi acımasız bir rekabet içindedir, rakibini saf dışı edebilmek için her türlü yola başvurur. Kimi mümkün olduğunca kaçınır rekabetten. Kimi kaybetmekten korktuğu için, kimi kazanmaktan korktuğu için kendisini kaçmasının olanaksız olduğu rekabetten uzak tutmaya çalışır. Rekabeti yok saymaya çalışmak anlamsız ve gereksiz bir çabadır; bu çaba içinde olanların dönüp bir kendilerine bakmalarında yarar bulunmaktadır: rekabette onları korkutan nedir? Rekabet edemeyen ya kaybetmekten korkar ya da kazanmaktan.

Genel olarak bakıldığında ülkemizde karşıdakine yaşama hakkı tanımayan bir rekabet anlayışının egemen olduğunu görürüz. Kendi gibi düşünmeyen ve kendi gibi olmayan insanlar ya saf dışı edilmeye ya da hizaya getirilmeye çalışılır. Giderek karmaşıklaşan ve yarış üzerine kurulan ve önde olmayı kışkırtan günümüz kültürü rekabeti yatıştırmak bir yana daha da körüklemektedir. “Arkadaşlığı, dostluğu kaybettirmeyen”, “ne olursa olsun kazanacağım hırsından uzak” “kazandığında karşıdakini küçümsemeyi ve büyüklük sarhoşluğuna kapılmayı içermeyen”, “kaybedenin dünyaya küsmediği”, “kazananın her şey benden sorulur edasına kapılmadığı”, “yardımlaşmanın eşsiz insancıl güzelliğini alıp götürmeyen” ve “hayatın yalnız yarışılandan ibaret olmadığını gösteren” bir rekabet anlayışının egemen olması en büyük dileğimdir.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız