Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Trafikte Türk İnsanı

Prof. Dr. Erol Özmen

Trafik o toplumu oluşturan bireylerin birbiri ile nasıl bir ilişki içinde olduğunu ve nasıl bir iletişim kurduğunu yansıtan önemli bir göstergedir. Başka bir deyişle trafik o toplumun aynasıdır.

Bir toplumda insanların birbirine saygılı olduğunu söyleyebilmek için trafiğe çıkan sürücülerin “kurallara uyması”, “yayalarla ve diğer sürücülerle eşduyum kurması”, “karşıdakinin acil bir gereksinim ya da bir anlık dalgınlık nedeniyle yanlış davranabileceğini düşünmesi”, “diğer sürücüleri ve yayaları umursaması, önemsemesi”, “risk almaktan kaçınması”, “öfkesini denetleyebilmesi” ve “yaşanan sorunları kişiselleştirmemesi” gerekmektedir.

Ülkemizde trafiğin görünümü
Ülkemize bakıldığında ise görünümün ne yazık ki olması gerekenden çok farklı olduğu, özellikle büyük şehirlerde trafiğin büyük bir kargaşa içinde işlediği ve trafikte insanların birbiri ile ilişkilerinin uygar nitelikler taşımadığı görülmektedir. Keyfilik, başkasını önemsememe, öncelikle kendini düşünme, her zaman kendini haklı görme, kurallara uymama, başkası uymadığında şiddetli tepki gösterme, didişme, şiddete başvurma oldukça yaygın görülen davranışlardır.

Diğer yandan tek tek sorulduğunda da herkesin trafikteki karmaşadan yakındığı fakat iş kurallara uymaya gelince, çoğunluğun kurallara uymadığı, kuralların her fırsatta esnetilebildiği görülmektedir.

Türk insanının trafikte kendi işinin en önemli olduğunu düşündüğü, başkasının hakkını umursamadığı ve hakkının yendiğini düşündüğünde denetimini yitirdiği görülmektedir. Bütün bu özellikler de Türk insanını kaza yapmaya yatkın bir kişi haline getirmektedir.

Ülkemiz insanını trafikte neler etkiliyor?
Ülkemizde trafiğe ve trafikte yaşananlara bakıldığında “hakkım yendi”, “hakkımı kimseye yedirmem”, “benim ondan aşağı kalan neyim var”, “beni kimse geçemez”, “bana bir şey olmaz”, “karşılaştığım her türlü sorunu aşabilecek kadar usta sürücüyüm”, “şu an bu kurala uymanın hiç bir anlamı yok” gibi anlayışların yaygın olduğu görülmektedir. Bunlara bağlı olarak da “rekabet”, “değersizlik”, “aşağılanma” gibi duygu ve düşüncelerin canlandığı; bu duygu ve düşüncelerin etkisiyle insanların hayatı birbirlerine zehir ettiği gözlenmektedir.

Polis yoksa kurala uyulmaz
Ülkemizde zorunlu olmadıkça trafik ışıklarına uyulmaz. Trafiğin işlek olmadığı yerlerde ve zamanlarda kırmızı ışıkta durmayan sürücü sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Kurallar her fırsatta esnetilmeye çalışılır. Görünürde bir polis ya da hareketsiz bırakan bir trafik yoksa kurala uymamak için kolayca bir bahane uydurulur. Ya ‘ışığın gereksiz yere konduğu’ ya ‘trafiği bozmadan geçtiği’ ya da ‘acelesi olduğu’ düşünülür.

Kırmızı ışık yandıktan sonraki ilk saniyelerde sürücülerin durmak için girişimde bulunmak yerine gaza basarak yollarına devam etmeleri de bunun uzantısıdır. Geçmeyi başaran sürücü ‘başardım!’ın keyfini yaşar. Bu uyanıklık ise diğer sürücülerde bir mağlubiyet yaşadığı hissi yaratır. ‘Haksızlığa uğradığı’ ve ‘bana bunu nasıl yapar’ duygu ve düşünceleri içinde tepki göstermesine neden olur (fakat fırsatını bulduğunda da aynısını kendisi yapar).

Her sorunla baş edebileceği düşüncesi
Türk insanı karşılaşabileceği riskler ile her koşulda baş edebileceğini düşünür. Kendisine çok güvendiği için kolayca risk alır. Usta bir sürücü olduğunu düşünür. Bu nedenle alkollü iken bile araç kullanmakta hiçbir sakınca görmez.

Sollama yalnız soldan yapılmaz
Ülkemizde her hangi bir aracı geçmeye “sollama” deniliyor olsa da bunun sağdan geçme, soldan geçme ve öndekine selektör yaparak yolu açma biçiminde çeşitli yöntemleri bulunmaktadır. Öndeki aracı trafik kurallarına uygun bir mesafede takip etmek bir kusur olarak görülür; ülkemizde yazılı olmayan trafik kurallarından birisi de budur ve böyle bir durumda ya öndeki arabayı yakın mesafeden takip etmek ya da sağa çekilerek arkadan gelene yolu açmak gerekmektedir.

“Dikkat et, trafik polisi var”
Ülkemizde karşıdan gelen arabanın selektör yapması “trafik polisi var” anlamına gelir. Kuralı çiğneyen varsa onun yakalanması için trafik polisine yardım edeceğine Türk insanının sürücüleri uyarması ilginç bir durumdur. Bir çeşit otoriteye karşı kardeş dayanışması vardır bu davranışta.

Hakkının yendiği duygusuna kapılma
Yeşil ışığın yanmasını beklerken sarı ışık yandığı anda öndeki sürücüyü hareket etmesi için korna çalarak uyarmak çok sık görülür. Bu davranışın nedeni sabırsızlık mıdır, acelecilik midir, hak etmediği biçimde bekletildiğini düşünme midir bilinmez. Her ne kadar bir çeşit “yardımlaşma” ve “iyi niyetli uyarı” olduğu ileri sürülebilecek olsa bile, bu davranış çoğu zaman öndeki sürücüde işine karışıldığı düşüncesi yaratarak onun öfkelenmesine neden olur. Anlaşılması ve yorumlanması zor bir davranış olmakla birlikte, korna çalarak öndeki sürücüyü uyarma, “hakkının yenmesini önlemek için alınan bir önlem” gibi görünmektedir. Nitekim Türk insanı trafikte kolayca hakkının yendiği duygusu yaşadığından, karşıdakini uyarmak amacıyla bir elinin sürekli kornada olması da bunu kanıtlamaktadır.

Kuralların herkes için işletilmemesi
Ülkemizde trafik kuralları dayısı olanlar için uygulanmaz; amirden gelen bir emirle yazılan ya da yazılmak istenen ceza anında iptal olur. Bu durum, kusurlu olduğunu bilse bile trafik polisine yakalandığında Türk insanında “yanlış yaptım ve bunun bedelini ödüyorum” duygusu yerine öfke yaşamasına neden olur. Yaşanan, dayısı olmamanın yarattığı öfke ve değersizlik duygusudur; başka bir deyişle kendisini kimsesiz ve enayi gibi hisseder.

Sonuç
Trafiğin bir toplumun birbiri ile nasıl bir ilişki ve iletişim içinde olduğunu yansıtan önemli bir gösterge olduğu dikkate alındığında trafikte yaşananlar toplumumuzdaki iletişimsizliğin boyutunu çok açık olarak göstermektedir.

Kaynak:
Erol Özmen, Burası Türkiye / Hiçbir Şeye Şaşırmayacaksın, Psikoloji-Psikiyatri.Com Kitapları, 2010.

Prof. Dr. Erol Özmen

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’nin diğer makaleleri için lütfen tıklayınız