Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

Bağ Kurmak… Bağlanmak…. Köpekler ve Öğrettikleri….

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

En son kime ve neye bağlandınız? Ve bunu kimden öğrendiniz?

Bağ Kurmak… Bağlanmak…. Köpekler ve Öğrettikleri….

En son kime ve neye bağlandınız? Ve bunu kimden öğrendiniz?

Ben Jane, Daisy ve Rax’ den öğrendim….

Evimize, ablamın üniversiteyi kazanıp, aldığı harçlıkla 20 günlük bir ispanyol cocker seçip gelmesiyle, JANE adında muhteşem bir varlık girmişti…

Jane, parlak sarı-kahverengi karışımı kıvır kıvır tüyleri, insanın içine kadar işleyen anlamlı bakışları olan değişik bir yaratık…

Jane içindeki mutluluk ve coşkuyla biriken enerji fazlasını, bulunduğumuz yerde dakikalarca depar atarak gösteren sevgi dolu bir av köpeği……

Konuşmasa da her zaman anlayan, hisseden…… karşı koyabilecek gücü …. dişi olsa bile asla ve asla canını yakmayacağından emin olduğun, güven duygusunu fazlasıyla aşılayan asalet yüklü muhteşem bir yarattık….

Jane ile birlikteliğimiz tam 14 yıl sürdü… Her sabah Jane’nin mutlu yüzü ve coşku dolu vücut diliyle günümüze başlardık…. Artık kalkın.. diye hiç rahatsız etmeyen, hala kulağımda duyduğum havlamasıyla bize kendince “Gün aydın olsunJ” derdi..

Jane ailemizin en küçük kızıydı….. Jane eğer birini sevmiyorsa, (ki bu ender olan birşeydi, çünkü her önüne gelene kuyruk sallardı) kesin o kişide bir yamukluk çıkardı… Jane birini seviyorsa zaten bizimde sevdiğimiz insanlardı onlar, bizim gönülden sevdiklerimizi o da tüm coşkusuyla severdi zaten..

Jane o kadar bizden ve ailemizden bir parçaydı ki, farklı bir familyadan geldiğinin farkında değildi. 14 yıl boyunca hiç bir hayvanla çiftleşmedi… kaçmadı… bizden ayrı hareket etmedi… Bizimle birlikte yemek yedi… ağladı… güldü… mutlu oldu… uyandı… uyudu… Jane bizim ailemizin ufak kızıydı… O ufak kız 14 yaşına kadar yaşayabildi……..

Bir gün evden gelen bir telefonla Jane’in iyi olmadığını söylenmişti annem… Jane’e hiç bir şey olmaz, olamazdı….. Eve hiçbirşey olmadığını düşünerek gitmiştim ve evde JANE’i ilk gördüğüm günkü kadar güzel tüyleri, bu sefer coşku ve enerjinin olmadığı bir bedendeydi…. Kabullenmesi oldukça zordu… Evde son müdaheleleri yapan veterinere “Birşeyler yapın… birşeyler yapın ” derken bir mucizenin gerçekleşmesini bekliyordum…. Mucize gerçekleşmedi… Jane ölmüştü…. sonra onu her an görebileceğimiz bahçemizin merkezinde olan bir yere gömdük… Jane’in yolculuğuyla birlikte diğer köpekler ve hayvanlarla ilişkilerim de bitmişti…. Nasıl olsa ölecek ve bir gün olmayacak…. dolayısıyla kalbim böyle bir acıyı bir daha kaldıramazdı…. En iyisi uzak durmak ve bağ kurmamaktı….

Aradan uzun zaman geçti… hayatı boyunca köpek sevmemiş ve sanki hiç bakmamış biri izlenimi veriyordum. İnsanların ne düşündüğü umrumda da değildi doğrusu. Ben kendimi ve neyi neden yaptığımı bildikten sonra, diğerleri hayvan düşmanı dese bile umrumda değildi.

Bir gün eve gittiğimde annem ve kardeşim alt kattan bana seslendiler. Odada beyaz-sarı karışımı yumuşacık, parlak tüyleri olan bir hayvanı bana gösterdiler. Şöyle bir uzaktan baktım ve hiç işim olmaz, diyerek uzaklaştım. Meğersem kardeşim emrivaki yapıp bu 25 günlük golden retrieveri almış ve direk eve getirmiş. Adı benimde fikrimin alındığı bir aile meclisinde Daisy konuldu. Belli bir süre, hatta uzun bir süre Daisy’e ne dokundum ne sevdim … her türlü ihtiyacının karşılanıp karşılanmadığını kontrol ediyordum ama dokunmak ya da bağ kurmak yoktu… tekrar aynı tuzağa düşemezdim…

Aradan belli bir zaman geçti… yavaş yavaş Daisy’nin de ailenin bir parçası olduğunu kabul etmeye başlamıştım ama asla benim sorumluluğumda değildi… Daisy’e birşey olursa kardeşim ilgilenecekti.. Ne de olsa onun seçimiydi ve onun sorumluluğundaydı… Evde tek başına olduğunu gördüğümde Onur yani kardeşim gezdirecekdi. Benle hiç bir alakası yoktu, olmamalıydı da… Neyse ki bu durum çok uzun sürmedi. Daisy deli kızın tekiydi. Belki de dünyanın en akıllı köpeklerinden biri… Daisy tasma takmadan her türlü ses tonuyla ne yapması gerektiğini bilip hisseden, cazip her ne olursa olsun asla yanınınızdan ayrılmayan enteresan bir dişi golden retrieverdi.

Bir gün Daisy’le gene tasmasız lay lay lom site içinde dolaşırken iki üç sokak köpeği biranda üstümüze doğru havlayarak gelmeye başladı… Ne yapacağımı bilemedim… Bizim kız onlara doğru hiç havlamadan gayet cool bir şekilde gitmeye devam ediyor… Anlayamadım… kavrayamadım ne olduğunu ve olacağını… sonra onlara yaklaştıkça, “Bu işler öyle uzaktan havlamakla olmuyor buyrun yanıma gelin de bir endamınızı göreyim” şeklinde bir yaklaşımda bulunduğunu gördüm… hayret ve şaşkınlıkla diğer köpekleri izledim… uzaklaştılar ve gittiler.. Sonra bizim Daisy’nin kendini korumak için kimseye ihtiyacı olmadığını anladım…. İçim daha da bir rahatladı. Çünkü hernekadar Jane benim için vazgeçilmez bir hayvan olmuş olsada, küçük olduğu için, gelen sokak köpeklerine karşı hep tetikte olmam gerekirdi ve başına birşey gelecek diye hep korkardım. Hatta şöyle bir küçüklük hayalim de vardı. Jane’le sahilde klasik sabah ve akşam koşularımızı yaparken, bize doğru gelen vahşi sokak köpeklerinden bizi koruyacak bir gizli bodyguard köpek. Biz Jane’le koşumuza devam ederken bizi rahatsız edenlerin icabına bakacak, görüntüsüyle dahi o sokak köpeklerini korkutacak cüssede bir köpek; rottweiler ya da doberman olabilirdi.

Ohhh Daisy’de böyle bir şeye ihtiyaç yoktu… Daisy kendi kendini koruyup kollayabiliyordu… Çok hoşuma gitmiş, bir havalara girmiştim.. Benim kızım tek bir karşılık bile vermeden kendine güvenerek o kuru gürültü yapan sokak köpeklerini uzaklaştırabilmiş ve gerekli cevabı vermişti… .. Aslında en büyük cevabı bana vermişti… “Merak etme bana birşey olmaz…” demişti… Daisy’le yavaş yavaş iletişimimiz ve bağımız artmaya başlamıştı. Artık kabullenmeler ve ailenin bir parçası olarak görmeler netleşmiş, tekrardan bir canlının ne kadar iyi geldiği öğrenilmişti. Çünkü köpekler başka birşeydir, onlarla kurulan bağ da çok başka birşeydir…. Daisy bana Jane’den sonra tekrardan başka bir canlıyla da bağ kurabileceğimi ve en az Jane kadar ondan da birşeyler öğrenebileceğimi öğretmişti. Ve yeni kızımızla yeni hayatımız başlamıştı artık….

Bir gün kardeşim yanında siyah bir labrador cinsi köpekle çıkageldi. Bu seferki yavru değildi. Kocaman bir labrador… site içinde bulmuş ve sahipli bir köpek havasında olduğu için sahibini bulana kadar yardımcı olmak istemişti… Adını geçici süreliğine Rax koyduk… Site içinde gezerken, Rax’i tanıyan bir kaç insana rastladık. Bir adam “A bu hayvanı kaç defa hayvan barınağına götürdük gene mi kaçmış, buraya gelmiş, kesin burda bir yerlerde oturuyor bunun sahibi” diyor… aradan bir hafta geçiyor ve bir kadın “Aa siz mi sahiplendiniz, yan sitede yaşıyordu sahibi, ölünce sokağa attılar” diyor ve anlıyoruz ki, Rax sahibi öldükten sonra sokağa atılmış. Sonrasında barınağa götürülmüş ama ordan kaçıp sahibinin kendisi olmasa bile kokusunu dahi alabileceği yerlere inatla geri dönmüş… Bütün bu hikayeleri öğrendikten sonra tabiki Rax artık bizim köpeğimiz olmuştu… Biri evimizin içinde, biri de kapımızın önünde iki köpeğimiz olmuştu biranda… hiç bir bağ kurmak istemiyorum derken…

Benim Rax’le olan ilişkim klasik olarak bağ kurmamaya çalışmak üzerine başlamıştı ve elimden geleni de gayet güzel yapıyordum. Çünkü Rax, simsiyah sokakta yaşamasına rağmen ışıltısını kaybetmeyen parlak tüylerinin yanı sıra, yaşlı bir hayvana benziyordu. Daisy gibi değildi. Daisy’nin daha yaşayacak çok ömrü vardı. Ama Rax ne kadar yaşardı bilemezdim. Rax çok sağlıklı durmayan, oldukça kilolu, kilolu erkek bir labradordu. koruma içgüdüsü çok yüksekti. Bizim kıza birileri laf attığında Daisy’ hiç gerek kalmadan, o kocaman cüssesinden çıkan bir kaç tok “hav hav”la işi hallediyordu. Evin önünde kendisine bir yer yapmıştı ve ordan hiç bir yere gitmiyordu.

Rax evden her kim çıkarsa, gideceği yere kadar ona eşlik edip, sağsağlam uğurladığına emin olduktan sonra eve geri dönen, koruma içgüdüsü oldukça güçlü bir köpekti… Bütün bunları hepimize öğrettiği gibi, O’na da hayat öğretmişti… Belli ki o da sahiplerini tekrardan kaybetmek istemiyordu.

Bu özel ilgi tabii ki bana yoktu… Çünkü nasıl ki ben Rax’e yokmuş gibi davranıyorsam, o da bana çok güzel karşılığını veriyordu ve yokmuşum gibi davranıyordu…. Aradan bir kaç hafta geçmişti ve havadurumu sert soğuk havaların geleceğini bildirmiş, önleminizi alın demişti. Biz evin içindeydik, de Rax ne yapacaktı. O gün evden dışarı çıkarken ilk defa Rax’in yüzüne baktım ve “Sana gerçek bir ev alacağım bugün merak etme, üşümeyeceksin.” dedim. O da sanki beni anlamış gibi yüzüme baktı ve baktı…..

Bir saat içinde Rax’in ebatlarında devasal bir klübe alındı ve Rax’i ısıtacak şekilde organize edildi… Bu işlemlerin hepsini iş yoğunluğu arasında telefonla yapmış ve nasıl olduğunu görebilmek için eve döneceğim saati heyecanla bekliyordum…

Akşam eve vardığımda, kapımızın girişindeki 50 metrekarelik boşlukta kenara yapıştırılmış, oldukça büyük güzel bir klübe duruyordu. Rax beni gördü ve daha önce hiç yapmadığı şekilde klübesinden çıkıp, bana doğru kuyruk sallayarak geldi.. çok mutlu olmuştum “Canım benim yoksa sen bana teşekkür mü ediyorsun” dedim gülümseyerek … Rax beni anlamış gibi başını bana doğru eğdi ve sanki “en azından dokun bana” dermiş gibi yanağını uzattı… ilk bağımız ve birbirimize dokunmamız o zaman oldu… Artık içim rahat sıcak evimde oturabilirdim…

Sonrasında sabah evden çıkarken ve akşam eve gelirken dokunmasam da “günaydın ya da iyi akşamlar” gibi sözel iletişimler kuruyordum Rax’le… O da bana kendince kuyruk sallayarak ya da arabama kadar eşlik ederek karşılığını veriyordu…

Rax’e diyet yaptırabilmek zayıflatabilmek için çaba içersine girmiştik, ama Rax ne kadar zorlasamda çok fazla hareket edemiyordu. Dolayısıyla bu hayvanı daha sağlıklı bir hale getirip kurtaramayacaksam en azından, bu şekilde rahat edeceği bir ev ortamında ona bakarız……. Böylelikle kendini artık güvende hissedip, yanlız olmadığını bilir, diye düşünmüştüm. Rax artık bu ailenin erkek köpeği ünvanıyla sahiplendiğimiz bir labradordu. Rax simsiyah yumuşacık tüyleriyle hayatındaki bütün yorgunlukları ve üzüntüleri örtebilmiş, karşısına çıkan bir tehlike karşısında tok havlama tonuyla “ağır ol” mesajı veren, ve aynı zamanda kırmızı dili ve bembeyaz dişleriyle de istediği zaman oldukça sempatik olabileceğini gösteren, değişik bir ruha sahip özel bir köpekdi…

Rax’in kaç yaşında ve ne kadar ömrünün kaldığını sağlıklı olup olmadığını bilmiyorduk… derken kardeşim bir gün … “Zannedersem Rax gidici, merdivenleri nefes nefese çok ağır çıkıyor kendini kaldıramıyor.” dedi… ve asla ve de asla duymak istemediğim cümleyi kullanmıştı… beynimden aşağıya kaynar sular dökülmüştü. “Mağdem bu hayvan hastaydı, neden buraya getirdin… zaten bağ kurmakta zorluk çekiyoruz… tam bağ kurduk şimdi bir de ölecek mi yanii ” diye çıkışmıştım… Kardeşimde “Senin ya da benim kimseyle ya da hiçbirşeyle bağ kurma ya da bağ kurup kaybetmemek gibi bir lüksümüz yok, hepimiz bir gün öleceğiz… tadını çıkart şuan hayattayız..” demesiyle ben bir anda kendime gelivermiştim. Sonrasında dışarı çıkıp poposunu kaldıramayan Rax’le sıkı bir konuşma yaptım ” Bana bak Rax, evini daha yeni aldık.. kendine gel.. öyle hasta olmak, ölmek falan yok… hareket istiyorum hadi bakalım …” dedim.. ve aynı zamanda da “sakın ha ölme çok üzülürüm seni çok seviyorum” u içimden söylerken dokunuşlarımla bu sefer hissetmesini sağladım… bİzimki de sanki anlamış da hoşuna gitmiş gibi bir hareketlendi, kıvırtmaya falan başladı… hareket edebildiğini, su içebildiğini ve yemek yediğini görmek beni rahatlatmıştı ve sonrasında kendime “Sahip olduğun tek şey şu an, sonrasına ve sona konsantre olma, yoksa bu hayattan hiçbirşey alamayacaksın” dedim.

Rax ve Daisy’le dolaşırken site içinde çok fazla köpek sahibi olmak isteyen bir çocukla tanışıyor kardeşim. Meğersem belli bir süre önce bizim Daisy’e benzeyen bir köpekleri varmış ama çalınmış. Çok üzülmüşler ve bir daha köpek almamaya karar vermişler. (Bilmiyorum bir yerlerden tanıdık geldi mi? )

Çocuğun bu ihtiyacını en azından orta noktada karşılayabilmek için Rax’le her gün okul sonrası yürüyüşlere başlamaalrına fırsat tanıdık. Rax’i kendi köpeği olarak arkadaşlarına, kuzenine tanıtıyordu. Yemek yemesi gereken saatlerde Rax’in yanına gelip, köpek bakma sorumluluğunuda öğrenmeye çalışıyordu. Bu yürüyüşler sırasında, köpekten çok korkan ve yaklaşamayan kuzeni de ona eşlik etmeye başlamıştı. Rax her türlü görünüşüne endamına rağmen, hem bir çocuğun köpek sahibi olma arzusuna, hem köpekten korkan bir çocuğun, gereksiz endişesine cevap verebilmiş. Hem de benim gibi görünüşüne aldanarak bağ kurmamaya çalışan birine çok şey öğretmişti.

Aradan zaman geçti. Hepimiz Rax’e ve onla yaşamaya oldukça fazla alışmıştık. Daisy ve Rax ile birlikte yürüyüşlere çıkıp, birlikte yemek yiyip, birlikte evden çıkıp, giriyorduk… Arada bir Yiğit ve köpek korkusunu yenmiş olan kuzeni Rax’i alıp yürüyüşlere götürüyordu.

Ve bir gün Rax eve gelmedi… aradık baktık Rax yok… heralde bir yerlerde takıldı ertesi gün gelir diye düşündük… Sonrasında üniversite öğrencisi bir çocuğun sorup sormadan Rax’i evine götürüp sahiplendiğini öğrendik… Ne yapacağımızı bilemedik… öğrendiğimize göre çocuk üniversitede okuyan, İstanbul’a eğitim için gelen tek başına yaşayan biri. Rax’i sokakta kaybolmuş bir köpek sanıyor ve birileriyle bağ kurmayada çok ihtiyacı olduğu için Rax’i gördüğünde evine götürüp onu sahipleniyor. Hatta o kadar sahipleniyor ki, daha ilk geceden aynı yatakta uyumaya başlıyorlar bile…

Kardeşimle kendi aramızda yaptığımız konuşmalarla, çocuğun ve Rax’in aslında birbirlerine tamamiyle çok iyi geleceklerini düşündük … Rax’i çok seviyorduk ona bir ev almıştık ama evimizin önünde yaşıyordu, yatağımızda bizle değil. Bizim başka bir köpeğimizde vardı ve Rax bize bağ kurmayı da, görüntüye takılmadan, her türlü canlıdan çok şey öğreneceğimizi zaten öğretmişti. Sırada o çocuk vardı belki de… Bir de üstüne Rax’in çocuğun yanında kalmayı istediğini hissettiren tavırlarıyla Rax’le vedalaştık…. Rax, yeni sahibi, Yiğit ve biz aynı sitedeydik ve aynı alışkanlıklarımızı devam ettirebilirdik… Rax’in de belkide sadece onla ilgilenecek ve onu yatağına alıp bunu daha net hissettirecek bir hayat arkadaşına ihtiyacı vardı…. Rax için doğru olan neyse o olmuştu.

Rax’le aynı sitede oturuyoruz ve Daisy ile dolaşmaya çıktığımızda hemen birbirimize koşup sarılıyoruz….. Hatta en son aldığım bilgiye göre sahibi Rax için arabasını satmış. Ona daha iyi bakıp, besleyebilmek için… Bir operasyonla zayıflamasına neden olacak ve bu şekilde de daha çok yaşamasına neden olacak bir yöntem bulmuş. Bu arada bizim Rax 3 yaşındaymiş… yani birlikte yaşayacak daha çok zaman var.

Yukarda üç tane muhteşem köpeğin; JANE, DAİSY, RAX’in farklı farklı insan hayatlarına kattığı değerler, sağladıkları yararlar ve herşeyden önce tedavi edici, iyileştirici özelliklerine oldukça net bir şekilde değinilmiştir… Bu hikayeleri sizlerle paylaşabilmemin bir tek nedeni var. O da Jane’in ölümüyle birlikte çok üzülüp acı çekmeme rağmen, daha çok öğrenecek şey var…. Son’a .. Ölüm’e değil de “An” ına sahip çık, diyerek, kendime bu muhteşem üç köpeği tanıma şansı vermiş olmamdır.

Buarada bizim çılgın Daisy şuan (Temmuz 2011) hamile ve en fazla on gün içinde doğuracak. Ondan daha da güzel, çılgın, akıllı güçlü bir sürü yavrusu olacak… her birine en az üç ay bakmak zorundayız… sonrasında birilerine verir miyiz? çok bilmiyorum ama şunu çok iyi biliyorum ki; artık geçmişte yaşadıklarımın ne kadar özel ve değerli olduğunu kalbime gömüp, başka özel ve değerli hikayelere, hayatlara ulaşabilmek için başkalarına değil, kendime şans vereceğim…

Çünkü hayatta bağ kuracak değerde birşeyler bulabiliyorsanız, bilinizki YAŞIYORSUNUZ… :)

Daha yaşayacak, keşfedecek ve öğrenecek o kadar çok hayat var ki… Yeter ki kendimize yaşayacak ve keşfedecek şansı verelim…

Yaşayacağımız daha nice hikayelerin şerefine….

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

www.enatherapia.com