Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Bağlanmak, Hayata Tutunmamızı Sağlayan En Temel Bağlaç’tır

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

En son neye, kime bağlanıyormuş gibi hissettiniz kendinizi… Tam kendinizi bırakacakken, birşeyler bağlanmamanız gerektiğini hatırlattı size.

Peki, en son neye ya da kime, çok sıkı ve hiç bırakmayacak bir şekilde bağlı hissettiniz ve bağandınız?

Bağlanmaktan ve bağlandıktan sonra tekrar acı çekmekten korkanlar; gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenilerek oluşturulmuş bir yazıyla, kendinize gelmek ister misiniz?

O zaman, okumaya devam ediniz…

Bir varmış bir yokmuş. Hayatı boyunca aile bağlarına çok önem veren, bir adam varmış. Bu adam aklı, cesareti ve çalışkanlığıyla pek çok insanın hayranlığını kazanan başarılı biriymiş. Günlerden bir gün, hayat onu, tam da gözüne ve ruhuna uygun biriyle karşılaştırmış. ‘İlk bakışta aşk denilen şey, bu mudur?’ çok bilememiş, ama bu gördüğü bayanı kaybetmemek için hiç vakit harcamadan harekete geçmiş. Karşılığının aynı şekilde geri döndüğü bir akışı da fark edince, uzundur özlemini çektiği yuvayı kurmaya karar vermiş. Eskiden işine büyük bir tutkuyla, koşar adımlarla giden adam, yuvasını kurduktan sonra, artık işinden çıkacağı saati de dört gözle bekleyen biri haline gelmiş. Etrafındakiler, bu güzel ve radikal değişim karşısında şaşkına dönmüş ve onun adına çok mutlu olmuşlar.

Bu yuva kısa zamanda iki tane çok güzel çocukla, daha da kalabalık bir hale gelmiş. Bizim hayata karşı hep güzel bağları olan adam, İki tatlı çocuğu ve aşkıyla birlikte, dünyanın en mutlu insanı haline gelmiş. Bütün bu güzelliklerin içinde zamanın su gibi aktığı bir gün, işyerinde telefonu çalımış. Hastaneden bir görevli; bir hemşire bayan, kendini tanıtarak neden aradığını olabildiğince itinali cümleler kullanarak izah etmeye çalışmış.

Telefondaki ses karısının apandist şikayetinden dolayı acile kaldırıldığını iletmiş. Bu durumda telaşlanan Mete, hemen karısının bulunduğu hastaneye gitmiş. Fakat karısının sağlık durumunun nasıl olduğunu sorarken, büyük acı bir şok haberle karşılaşmış. Çünkü hastaneye kaldırılan eşinin alel acele ameliyata alınması gerekmiş. Fakat doktorların sonradan tespit ettiği üzere, karısının narkoza alerjisi olan bir bünyesi varmış. Bu nedenlede beklenmedik acı kayıp gerçekleşmiş.

Dünyası başına yıkılan Mete, öncelikli olarak inanmamış böyle birşeyin başına gelebileceğine. Karısını görmek istemiş ve sonrasında gördükleri ise bütün hastaneyi herkesin başına yıkarcasına büyük ve acılı bir sesle haykırmasına neden olmuş.

Mete belli bir süre yarı bilinçsiz yarı bilinçli bir şekilde hastanede kalmış. Sonrasında ise bütün bu mutluluktan ayağını uçurturcasına yaşadığı gerçeğin, bir anda kontrol dışı bir şekilde elinin avucunun arasından akıp gitmesi karşısında, yaşadığı “hiç”lik duygusundan kurtulabilmek için herşeyden kaçacağı bir iş bulmuş kendine. Altı aydan daha kısa olmayacak şekilde, ayağının karaya basmayacağı türden bir iş, bir gemiyle uzak denizlere, okyanuslara açılmak. Gerekirse o gemide kalmak için, her işi yapabileceği türden bir kaçış…Yeter ki, sanki daha önce hiç bir şey yaşamamış gibi, içinde hissettiği acıyı ona yok saydırarak, unutturacak cinsten bir iş. Derken, hem çocuklarından hem de doğup büyüdüğü, çok güçlü bağlarla bağlı olduğu yerden ayrılmış.

Yaşanılan bu değişimler neticesinde, çocukları bir anda ne olduğunu anlamadan, hem annesiz hem de babasız kalmışlar. Aile büyükleri, babane, hala, teyze çocuklara kol kanat germişler ve babalarının bu geçici olduğunu umut ettikleri ruh halinden çıkıncaya kadar, durumun acısını azaltabilmek için ellerinden gelen herşeyi yapmışlar. Çocukların yetiştirilmesi ve onlarla ilgili olabilecek tüm sorumlulukları ellerine almışlar.

Düzenin yavaş yavaş, acı kayıpla birlikte tekrardan oluşmaya başlamasıyla, gel zaman, git zaman, senelerin ardarda akmasıyla birlikte çok büyük ve taze olan acılar bir şekilde yerini dinginliğe bırakmış. Bir gün çok uzak denizlerden birinden gelen bir gemiyle Mete geri dönmüş..

Çocukluğunun geçtiği sokaklarda yürürken, ayakları bir anda, hayallerini gerçeğe dönüştürerek, ailesiyle birlikte kahkahalar atarak yaşadıkları evin önüne getirmiş onu. Mete bir iki dakika içinde geçmişte yaşadığı anıların, teker teker flashback şeklinde önüne gelmesiyle birlikte geçmişine bir yolculuk yapıvermiş. Eskisi kadar olmasa bile, kalbinde hissettiği derin ve kapanmayan yaranın izini, çok net hissederek uzun bir nefes almış ve sonrasında çocuklarını, hiçbirşey söylemeden teslim ettiği annesinin evine koyulmuş.

Anneleriyle birlikte babalarının da kendilerini terk ettiğini düşünerek, yeni yaşamlarına alışmaya çalışan çocuklar, babalarını bir anda karşılarında gördüklerinde mutluluktan havaya uçarcasına, ona sarılmışlar. Uzun bir kucaklaşmanın ardından, ayrı geçirdikleri süre içersinde yaşanılan herşey, teker teker paylaşılmış. Sonrasında ise, hiçbirşey söylemeden, teslim ettiği çocuklarını geri alan Mete, evine geri dönmek üzere yola çıkmış. Onu iki sene önce bıraktığı evde bekleyen çok fazla anı olduğunu bildiği için, bir anda yönünü değiştirerek çocuklarının varlığından da aldığı güçle, kendilerine başka bir hayat ve yuva kurmak adına artık hareket etmesi gerektiğini düşünmüş. Farklı bir ev, yeni bir hayat, herşeyin daha hızlı ve tedavi edici şekilde geçmesine neden olur, düşüncesiyle, yeni bir ev ve hayat kurmak adına çok hızlı kararlar almış.

Zaman içersinde geçmişte yaşanan güzel günler hep yad edilir olmuş. Fakat çocuklarının bir takım ihtiyaçlarını karşılayabilmek için tek başına yeterli olmadığını da gören Mete, diğer aile üyelerinin de baskısıyla tekrardan evlenmeyi yavaş yavaş düşünmeye başlamış. Üzerine düşündükçe karar verdiği evlilik tarzı, daha çok formalite odaklı, karı koca ilişkilerinin hem duygusal, hem de fiziksel yakınlaşmasıyla yaşanmayacağı cinsten, sadece iki çocuğuna ablalık edecek düzgün bir bayanla yapılabileceği kanaatiyle oluşmaktaydı. Mete’nin bu kararını paylaştığı ailesi, bu koşullara uyabilecek bir bayan arayışına hemen girişti. Derken oturdukları mahalleye yeni taşınan Sofia akıllarına geliverdi.

Sofia eşini dört sene önce kaybetmiş ve tıpkı Mete gibi yaşadığı yerleri, kendine yeni bir hayat kurmak için terk etmiş, çocuğu olmayan bir öğretmen. Dışardan bakıldığında ulaşılması zor biri gibi duran, fakat biraz sohbet ettikten sonra bal şeker gibi gözüken sıcacık tatlı bir insan. Oldukça alımlı ve ihtişamlı gözüken ve mahalleye taşındığı an itibariyle herkesin ilgisini üzerine çeken bir bayan.

Mete’nin annesi ve kardeşleri Sofia’yı gördükten sonra, tam da istedikleri gibi biri olduğunu düşünerek harekete geçmeye karar vermişler. Bu ikiliyi nasıl tanıştırabileceklerini düşünmeye başlarken, aradan zaman geçmiş ve birgün tesadüfen bizim Sofia ile Mete gittikleri esnaf bakkalında karşılaşmışlar. İkisinin de birbirinin hayat hikayesinden ve birbirlerinin varlığından haberleri yokmuş. Ev ihtiyaçlarını gidermek için geldikleri bakkalın içinde, kimseyi göremeyen Sofia ve Mete, ister istemez mahalle bakkalı Hüsnü Bey’in nerde olduğunu sesli sesli sormaya başlamışlar. Böylelikle de, iki dakka içinde birbirleriyle konuşup tanışıvermişler. İkisi de karşılığını ödemeden hiçbirşey almayacak ahlaki yapıya sahip oldukları için, Hüsnü Bey’in gelmesini bekleye durmuşlar. Bu sürede de birbirlerinin isimlerini öğrenip, tanımaları için çok güzel bir fırsat yakalamışlar. Derken, Bakkal Hüsnü Bey’in bakkalın kapısından içeriye adımı atmasıyla, ikisi de satın almak istediklerinin parasını ödeyerek evlerine doğru, ayrı ayrı yola çıkmışlar.

Gel zaman, git zaman, uzun yaz tatilinin bitmesiyle birlikte çocukların okula gitme zamanı başlamış. Enteersan bir tesadüf olsa gerek, Mete’nin iki güzel çocuğunun gittiği okula, Sofia sınıf öğretmeni olarak atanmış. Hatta, küçük kızının da sınıf öğretmeni oluvermiş. Okulun açıldığı gün kapıda karşılaşan Sofia ve Mete, birbirlerini tekrardan gördüklerinde çok şaşırmışlar. Veli toplantıları ve okul yolundaki, tekrarlanan karşılaşmalar sayesinde, birbirlerini daha çok görür olmuşlar. Birbirlerini gördükçe de, daha çok vakit geçirmek istemişler. Artık okul yolu ve toplantılar, onlar için birbirlerini görebilmek adına, birer fırsat oluvermiş.

Bu sırada Mete ile Sofia’nın tanıştıklarından haberi olmayan Suzan Hn. (Mete’nin annesi) ve Ebru (Mete’nin kardeşi) kendi aralarında yaptıkları bir görüşme sonrasında, artık Mete ile Sofia’nın tanıştırılma zamanlarının geldiğini düşünmektedirler. Ve dolayıısyla bir aile yemeği toplantısını bahane ederek, Sofia ile Mete’yi biraraya getirmeye karar verirler. Önceden organize edilmiş akşam yemeği sofrasında, Sofia’yı gören Mete, eve girdiği an itibariyle şaşkınlığını gizleyemez. Sofia ise kendisini yemeğe davet etme nezaketinde bulunan Suzan Hn’ın, Mete’yle olan bağlantısını bilmediği için, Mete kadar şaşkın olmasına karşın, aynı zamanda sorgulayacı bir tavırla bağlantıyı sesli olarak kurmaya çalışır. Bu sorgulama ve şaşkınlığa şahit olan Suzan Hn, aslında önceden onların tanışmış olduğunu fark edince de gülümseyerek, misafirleri için hazırladığı yemekleri ikram etmeye başlar.

Keyifle yenilen yemekler, kendini keyifli sohbetlere bırakır ve zaman öylece akıp gider. Derken nazik yemek daveti için teşekkür eden Sofia iki apartman ötede oturduğu evine doğru yol alır. Böyle bir pozisyonda, Sofia’yı yalnız bırakmak istemeyen Mete de, kalkarak, Sofia’ya eşlik eder… ve derken ikisinin de, geçmişte yaşadıkları acı tecrübelerden kaynaklı, tekrardan başka birine bağlanmamak için gösterdikleri inatçı direnşleri kırılmaya başlar. Duygularını çok net ifade etmeseler de, vücutları onlara gereken cevabı çok güzel verir. O, kısa iki apartman öteye giden yolda yürürken, hissettikleri duygular, içlerinde var olan ‘inatçı buzu’ bütün sıcaklığıyla eritip buharlaştırıvermiş.

Derken, içlerinde hissettikleri bu muhteşem duygu, engel olmak istemedikleri güzel buluşmalara ve akebinde gelişen güzel bir ilişkiye kendini bırakıvermiş. Sonrasında da tahmin edeceğiniz gibi ‘mutlu son’ oluvermiş.

Gerçek bir hayat öyküsünden esinlenerek yazılan bu hikayede alınması gereken dersler ve tavsiyeler;

  1. Hayatımıza giren herkes çok kıymetli ve değerlidir. Eğer yaşadığımız acı tecrülerin olumsuz etkileri içinde sıkışıp kalmaya devam edersek, başka değerli ve özel insanları tanıma şansını kendimize vermemiş oluruz. Dünyada şayet 7 milyardan fazla insan yaşıyorsa, muhakak içlerinde size göre “İşte, Bu, O!” diyeceğiniz türden, birden fazla insan karşınıza çıkacaktır. Tabii ki siz buna izin verirseniz.
  2. Hayatta bazı şeyleri planlayıp, programlamamış olsanız bile, gerçekleşir. Eğer sizin birbirine çok uygun gördüğünüz insanlar, kendileri de hazır oldukları noktada karşılaşırlarsa, zaten sizin gördüğünüz şeyleri onlar da görür ve istiyorlarsa birbirlerinin hayatının içine girmeye karar verirler. Burda en önemli olan nokta, zamanlamanın doğru olmasıdır. Yani ikisinin de hazır olması.
  3. Eğer gökkuşağı doğanın görsel şölenlerinden birini bize tüm ihtişamıyla sunan bir tabiat harikası olduğu halde, yağmur ile güneşin karşılaşması neticesinde ortaya çıkıp birbirlerini beklemek zorunda kalıyorlarsa, siz de doğru ve güzel olduğuna inandığınız birşeyleri yaşamak için, beklemek zorundasınızdır. Şayet gökkuşağı kadar güzel birşeyler yaşamak istiyorsanız.
  4. Bu hayatta yaşanan her güzel ve her kötü şeyin çok önemli anlamları vardır. Her birinin, sizin başınıza neden geldiğini düşünmektense, bu yaşadıklarınızın size neler kazandırdığını düşünerek, konsantre olursanız, ne hayata çatık kaşlarla bakan ve adaletsizlikler zinciri içinde hapsolduğunu zu düşünen biri olarak kendinizi görürsünüz, ne de hayata küsersiniz.
  5. Bu hayatta, neye ihtiyacınız varsa, onu asla unutmadan kendinize verin. Çünkü o ihtiyaçlar, sizin kendinizi tamamlamanız adına, çok önemli besin kaynaklarıdır. Bu bazen yas süreci içinde hapsolmak, bazen kaçma isteği içinde kalmak, bazen ‘kendiniz olmaktan çıkmak’ bile olsa. Çünkü unutmayınız ki, başınıza gelen herşey çok önemli şeyler öğretir. Bunlar bazen zarar veren, ya da zamanınızı doğru kullanamadığınızı size hissettiren şeyler olsa bile. Unutmayınız ki herşey olması gereken zamanda olur. Çünkü doğru zaman; O zamandır.
  6. İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri bağlanmaktır. Birilerine ya da birşeylere bağlanamayan insan, hayata da bağlanamaz. Anlamı olmayan, zorunda kaldığı bir hayatı mutsuz mutsuz yaşar, durur. Hayatımızda fiziksel olarak birileri olsa da, olmasa da, uzaklarda bir yerlerde var olduğunu bilsek de, bilmesek de, ona bunu itiraf etsek de etmesek de, “Bağlanmayacağım ve eskisi gibi acı çekip üzülmemek için, elimden geldiğince kimseyle bağ kurmayacağım.” deseniz de, demeseniz de, eninde sonunda birşeylere ve birilerine bağlanırsınız. Çünkü hayat budur, siz kabul etseniz de, etmeseniz de.

Sonsuz Sevgi Ve Saygılarımızla;

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

www.enatherapia.com