Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

Hayal Ettiğiniz İlişkideki Mutlu Son’a Ulaşmanın Formülünü Öğrenmek İster Misiniz?

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

Hayal Ettiğiniz İlişkideki Mutlu Son’a Ulaşmanın Formülünü Öğrenmek İster Misiniz?

Kapınızı Gerçek AŞK’a ardına kadar açabilmenin formülünü öğrenmek ister misiniz? O zaman buyrun…

Hayalinizdeki İlişkiye Ulaşmanızı Engelleyen Temel Nedenler Nasıl Ortadan Kaldırılır?

1. Anne ve babanın üzerinizdeki tüm etkilerini çözmek.
Kadın ve erkekle ilk tanıştığımız yer ailedir. Anne nasıl bir kadınsa ya da baba nasıl bir erkekse, kadın ve erkekle tanışma ve karşı cinsi anlama ilk olarak ailenin içinde anne ve babayla olur.

Annemizde ya da babamızda gördüğümüz bir takım olumlu şeylerin yanısıra, olumsuz olan şeyleri daha net görürüz. O olumsuzluklar bizim çok sevdiklerimizi etkilediği için de öyle olmamaya çalışırız.

Örneğin çok agresif ve kaba bir baban varsa ve annene kötü davranıyorsa ve bu durum karşısında annenin zayıflığını acizliğini görüyorsan haliyle kendi içinde özümsemelerde bulunursun.

Ya da seni hiç dinlemeyen anlamaya çalışmayan bir baban varsa ve annene de öyle davranarak üzüyorsa, sen annenin ve kendinin üzüldüğünü gördüğün için olabildiğince öyle olmamaya çalışırsın.

Eğer erkeksen “Ben böyle bir erkek olmamalıyım, annemi çok üzen babam gibi bir erkek olmamalıyım. Ben nasıl onların bu durumundan olumsuz şekilde etkilendiysem çocuğum da benim gibi etkilenmemeli.” dersin.

Ya da annenin acizliği ve zayıflığını görüp, onun için çok üzüldüysen “Asla ve asla aziz ve zayıf görünen bir kadın olmayacağım.” dersin ve tüm zayıflıklarını kalkanlarının arkasına saklarsın.

Ailede ilişkide ne görürsek aslında bir şekilde onu yapmaya çalışırız. Eğer kendisini yok sayan bir annenin çocuğuysanız kendinizi yok sayma ihtimaliniz çok fazladır. Bunu farkında olmadan yaparsınız çünkü bilinçaltına öyle bir mesaj gider ki, anne öyle yaptıysa doğru odur, ya da baba öyle yaptıysa erkek öyle yapar doğrusu budur diye.

Yok öyle birşey… anneniz de sizin benim gibi mükemmel olmayan bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Onu dünyaya getiren anne ve babasının da olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz yönleri de vardı. Her ne doğru ya da yanlış onlara öğretildiyse, o doğrular neticesinde bizi yetiştirdiler.

Dolayısıyla öncelikli hedef, Gercek kendinizi oluşturmak.

Nedir Bu?

  • Bir kağıda annenizin ve babanızın bütün olumlu ve olumsuz özelliklerini yazın ayrıntılarıyla…
  • Sonra başka bir kağıda kendi olumlu ve olumsuz özelliklerinizi yazın.
  • Anne ve babanızla kendi özelliklerini incelediğinizde ortak maddeler çıkacaktır. Ortak olan maddeleri kırmızı kalemle yuvarlayın.
  • Sonra düşünün hakikatten ortak bu özellikler sizde olan özellikler midir? Yoksa sizin sizde olduğunu zannettiğiniz ama aslında sadece annenize ve babanıza ait özellikler midir?

Neden mi söylüyorum. Çünkü o kadar çok hayatımız anne ve babamızı anlamaya çalışarak geçer ki, bazen farkında olmadan onları anlayabilmek ve hissedebilmek için hep onlar gibi hareket etmeye çalışırız. Çünkü ancak onlar gibi hareket ettiğimiz zaman onları anlam veremediğimiz tutumlardan dolayı yargılamaktansa sevmeye çalışırız. Herşeyden önce anladığımızı belli ederek sevdiğimizi göstermeye çalışırız.

“Yani baba /anne, bak ben de senin gibiyim sev beni…” demek isteriz aslında…

Ama farkında olmadan kendimizi onlara sevdirmeye çalışırken biz olmaktan çıkarız. Onların kopyaları birer çocuk olmaya başlarız.

Dolayısıyla bir insan sayet önce KENDİ olamıyorsa zaten gerçekçi anlamda ne istediğini bilemez. Ne istediğini bilebilmek, önce kendisinin kim olduğunu fark etmesiyle mümkün olur. Bu da bütün anne ve babasından aldığını zannettiği ama aslında üzerinde taşımadığı ya da taşımaması gereken, emanet aldığı özelliklerini fark etmesiyle mümkündür.

Öğrenme her zaman direk aynen öğrenme olarak alınmaz. Ters öğrenme dediğimiz farkında olmadan hepimizin kullandığı öğrenme çeşidi vardır.

Örneğin; kırılgan annesinin babasından birşeyler istemesi karşısında çok ezildiğini gören bir kız çocuğunun “Ben hiç kimseden birşey istemeyeceğim. Benim kimseye ihtiyacım olmayacak.” demesi. Ya da bir erkek çocuğunun “Ben asla karıma böyle davranmayacağım ve asla babam gibi olmayacağım.” Demesi gibi…

Bu örnekler tabiki çok çeşitlendirilebilinir. İlişkilerdeki duruşunuzu net anlayabilmeniz için zaaflarınızın neler olduğunu anlamanızdan geçer. Yani anne ve babanızla olan ilişkilerinizde, çocukken yaşadığınız bir takım olaylarda yaşadığınız tecrübelerde bazen bilinçaltınıza öyle olaylar kazınır ki, öyle olmamak için çok özel bir çaba harcarsınız.

Hatta bazen sağlıklı olan, öyle davranmak olsa bile, sırf o çok olmaktan korktuğunuz kişi olmamak için öyle davranmazsınız.

Örneğin yukardaki örnekte olduğu gibi yetişen bir kız çocuğunun aslında ihtiyacı olduğu noktada bile sırf annesi gibi aciz bir duruma düşmek istememesinden dolayı bilinçdışı bir şekilde, çok ihtiyacı olmasına karşın kimseden yardım isteyememesi… Sırf korkttuğumuz duruma düşmemek adına bazen sırf bu nedenle özgür ve istediğimiz gibi hareket edemeyiz. Çünkü bilinçaltı tetikler… “Şsissss yanlış yapıyorsun bak annende böyle üzülmüştü.. ya da bak baban gibi davrandın kötüsün”….

Bir şeyi yapmamaya çalışmak aslında başka sağlıklı bir şeyi bazen hiç yapmamamıza neden olabilir…

Çünkü birilerinden birşeyler istemek de, mutsuz giden bir ilişkiyi bitirmek de bizim nasıl bir hayat istediğimizle yani bizimle alakalıdır. Anne ve babamızın farkında olmadan bilinçaltımızda yarattığı izlerden kurtulmazsak, zaten kendimiz gibi davranamayız.

Örneğin anne ve babasının ayrılığı neticesinde, annesinin çok hastalandığını ve üzüldüğünü gören kız çocuğunun, kendi evliliğinde çok mutsuz olmasına karşın ona duygu sömürüsü yaparak sürekli yanında tutmaya çalışan eşine tepki gösterememesi gibi.

Sevgisinin ve aşkının hiç kalmamasına rağmen, sırf çocukluğunda ya da geçmiş de her hangibir zamanda yaşadığı o olayın etkisinde o kadar çok kalmıştır ki. Direk ben öyle davranan biri olmak istemiyorum. Mutsuz bir insanın sorumluluğunu taşıyamam.” diyerek bilinçdışı birşekilde geçmişde annesinin ya da babasının davranmasını beklediği gibi davranır, yani karşısındakini üzmeyerek.

Aslında geçmişte değiştirme gücünün olmadığı bir takım şeyleri değiştirebilmek adına farkında olmadan geçmişden bugüne transferanslarla yaptığı bir yanlış tepkidir. Yanlış olmasının nedeni şudur; kişi bazen sırf bitirmesi gereken bir ilişkiyi geçmişdeki o izlerden kendini sıyrıştıramadığı için, bitiremez.

Farkında olmadan yaptığı şey geçmişte kurtaramadığı annesini ya da (tam tersi de mümkündür) babasını kurtarmaktır. İşte bu çok tehlikeli birşeydir. Çünkü bilinçaltının etkilerinden kurtulamamış biri, kendinin farkında değildir. Ve neyi neden yaptığını bilmediği için geçmişin kendisinde oluşturduğu zaaflarla kendi kontrolünün dışında istem dışı hareket etmeye başlar.

Bazen bir çocuk çok sevmesine karşın çok öfkeli olduğu babasının içinde bir role o kadar derin girmiştir ki ve “Zaten her erkek babası kadar erkek, ya da annesi kadar kadın olur. Hepimiz aynıları olacağız.” diye kendisini şartlandırır ki… Farkında olmadan babasına karşı hissettiği öfkeyi kendinden çıkartır…

Kendisini yalnızlaştırır… sevgiye değer biri olmadığını düşündürür…. Sevdirmez..

Ne kadar özel ve değerli biri olsa da…

Bu nedenle anne ve babanızın çocukluğunuz itibariyle ilişkilerini gözden geçirip, size sizin farkında olmadan neler öğrettiklerine ya da örnek olduklarına net ve çıplak bir gözle bakarsanız, güncel hayatta sahip olduğunuz zaafları ve zayıf noktalarınızın kaynağını bulup çözersiniz. Dolayısıyla aslında size ait olmaması gereken bütün sizi acizleştiren ve elinizi kolunuzu bağlayan engellerden kurtulursunuz.

Tavsiyem yazdığınız listeden kendinize ait olmayanları fark ederken, gerçekte kim olduğunuzu kendinize sesli olarak hatırlarak size ait olmayan özelliğin üstünü çizmeniz olacaktır. Böylelikle kendinize de sesli olarak kim olduğunuzu hatırlatmış olursunuz. Olumlu özellikleri tabiki almayı unutmayınızJ Bizim bütün sorunumuz olumsuzlukları olumluya çevirmek.

2.Geçmiş yaşanılan problemlerin izlerinden kurtulmak…
Bazen hayatımıza doğru olduğunu düşünerek birilerini alırız. O dönem için belki doğru gelir ama sonra bir bakarız ki görmek istediğimiz kişiyi ona yüklemişiz. O hayal ettiğimiz kişi olmadığını gördüğümüzde de onu değiştirmeye çalışırız. Eksiklerini ona göstererek olmasını istediğimiz hale gelmesini bekleriz.

Bazen onlarda kendilerindeki eksileri fark ederek düzeltirler ama bazen hiç bir şekilde eleştiri kabul etmezler aksine onlarda bizi değiştirmeye çalışırlar. Sonra bir bakarız ki birbirini değiştirmeye çalışan iki insanın savaşı başlamış.

Hayal kırıklıkları başlar… çok fazla anlam yükleyerek birlikte olduğumuz kişinin, hayal ettiğimiz kişi olmadığını gördüğümüzde kendimize olan güvenimiz allak bullak olur ve hata yapma potansiyelimizden çok korkarak bir daha hareket edemeyen bir hale geliriz.

Çünkü bir kere seçim yapıp, yanılmışızdır ve kalbimiz çok acımıştır. Dolayısıyla aynı acıyı tekrardan yaşamanın bir anlamı yoktur.

Ne yazık değil mi? Geçmişte yaptığımız bir hata yüzünden hayatımızı ne büyük korkularla geçiriyoruz. En büyük korkumuz da aslında belki de, bu sefer doğru olan birini, hayallerimizin gerçek kahramanını sırf bu kaybetme korkumuzdan dolayı hayatımıza almamakla yapmak, olmalı.

Hayallerinizi gerçekleştirmek için korkularınızı mantık çerçevesinde ufaltın.

Sorun kendinize;

Bu hayatı tekrardan üzülmemek ve acı çekmemek adına yaşamamayı mı tercih edeceksin? Yoksa hayatta güzel şeylerin de varlığına olan inancını sakladığın ve belki de unuttuğun yerden çıkartarak, dolu dolu yaşamayı mı tercih edeceksin?

Hayatta hiçbirşeyin evet garantisi yok.. ama zaten olsaydı hayat süprizlerle dolu diye birşey de olmaz dı sanırım… Artı artık bu konuda tecrübelisin ve bir öncekine göre ne yapman ya da yapmaman gerektiğni nelerin sana iyi gelip gelmediğini biliyorsun… Dolayısıyla kendine güven!

Unutma ki bir insanı akıllı yapan şey; hayatta öğrenecek çok şeyinin her daim olduğunu bilmesi ve aldığı dersleri kendi lehine çevirebilmesidir.

3.Sevginin gerçek anlamını keşfetmek…
Sevgiyi herkes farklı ifade eder… Aslında gene ailede nasıl öğrendiysek öyle ifade ediyoruz. Örneğin mutfağında yiyecek hiçbirşey olmamasına rağmen eve gelen torunununa süpriz birşeyler hazırlamaya çalışan babanenin torununa en sevdiği şeyi poğacayı yaparak onu mutlu etmesi… Şayet bu durum torunu özel ve değerli hissettiryorsa sevgiyi kendisi için sevdiği yemeklerin yapılması olarak öğrenir torun.

Ya da imkansızlıklar içinde çok zor şartlarda büyüyen bir babanın sevgisini çocuklarına eksikliğini hissettiği parayı vererek göstermesi gibi…

Bazıları sevgisini zor gününde yanında olarak gösterir… bazısı onun için birşeyler yapmaya çalışarak… bazısı redederek… koruyarak…. vsvsv

Gerçek sevgi nedir biliyor musunuz?

Konuşmasanız da… görmeseniz de… içinizde hissettiğiniz şeydir…

Kendinize ne kadar engel olmaya çalışsanız da vücudunuzun size verdiği tepkiyle anlattığı şeydir.

Yanınızda olmasa bile, her gün ya da her daim konuşmasanız da varlığını, sıcaklığını çok derinlerde hissetmenizdir.

Yok saymaya çalışsanız da vucudunuzun sizi uyutmadığı ve onun için bir şeyler yapmam lazım, yoksa kaybedeceğim dedirten şeydir.

Unutulmamalıdır ki, Sevgi bir büyü dükkanından alabileceğiniz en değerli şeydir. Çünkü hayatınıza girdiği an itibariyle tılsımını dokundurur.

4.Gerçek sevgiye ulaşmak için oluşturduğunuz engelleri kaldırmak
Gerçek sevgiye ulaşmak bazen bizi o kadar çok korkutur ki, kendimizi engellemek adına bahaneler üretiriz.

Benim çok büyük sorumluluklarım var ve başka birine hayatımda yer yok.

Çok çalışıyorum zamanım yok.

Ortada doğru düzgün kadın ya da erkek kalmadı ki…

İstediğimiz sürece kendimizi dahi inandırdığımız bahanelerimiz bitmez… ama zaman geçiyor… ve bir gün tamam ile bitecek…

Bence artık engelleri kaldırma zamanı gelmiştir. Bilin ki her ne olduysa, her ne yaptıysan ya da sana yapıldıysa SEN SEVİLMEYE DEĞER BİRİSİN :) önce kendini sev ve buna değer olduğuna inan, hisset…. Zaten o zaman kendini bir ilişkiye gerçek sen olarak verebilirsin… Kendine seven bir insanın artık kalkanları kalkmış ve “Hadi gel artık seni çok seveceğim ve beni sevmene de izin vereceğim.” der.

5.Kendini duymak!
Bir insanın en temel psikolojik ihtiyacı anlaşılmaktır.

Anlaşılmaktır evet ama önce kendimizi anlamaktır. Kendimizi anlayabilmemiz, kendimizi duyabilmemizle mümkündür. Neye ihtiyacınız olduğunu ve ne istediğinizi anlayabilmeniz sağlıklı ve istediğiniz gibi bir ilişki yaşayabilmeniz için çok önemlidir. Çünkü o zaman istediklerinizin karşınızda olup olmadığını çok net görürsünüz.

6.Ailemizde örneklerini gördüğümüz karşı cinslerin hayatımıza girmesinden korkmak yerine, bizim kendi davranışlarımızı kendi lehimize kontrolümüz altına almamız
Hepimizin büyürken ailemiz dışında da yakın çevremizde gözlemlediğimiz ilişkiler, evlilikler vardır. Genellikle o ilişkilerin olumsuz yönlerini hep görürüz ve hemen bir genelleme yapıveriririz. Bütün erkekler böyle, işte bak görüyorsun… ya da .. Bütün kadınlar böyle işte dırdırcı … gibi

Karşımıza kimlerin çıkacağını kontrol edemeyiz ama onlar karşısındaki duruşumuzu net bir şekilde kontrol edebiliriz. Eğer onlar gibi olmak istemiyorsanız zarar gördüğünüzü düşündüğünüz noktada ne yapmanız gerektiğini her zaman bilirsiniz. Çünkü ne istemediğinizi ve ne istediğinizi gayet iyi biliyorsunuzdur.

7.Güvenmek ama önce kendine güvenmek
Güven ancak gerçeklik algısını gömmemekle mümkündür. Olaylar tüm çıplaklığıyla gözünüzün önünde dururken, kendi görmek istediğiniz gibi olaylara baktığınız sürece zarar görürsünüz.

Fakat gerçekçi bakış açısını bırakmadan berrak bir şekilde etrafınıza bakabilirseniz, zarar gördüğünüz aşamada o kişileri hayatınızdan çıkartıp, yerine kendinizi güvende hissedeceğiniz insanlara bırakırsanız kimse size zarar veremez.

Yani aslında güvenmeniz gereken tek kişi öncelikli olarak SİZ siniz. Çünkü siz size iyi gelecek ve gelmeyecek insanı görebilecek gerçekliğe sahipseniz zaten kimse size zarar veremez.

Bir insanın hayatında öncelikli olarak ilk güvenmesi gereken kendisidir. Gerçekçi gözlerle hayata bakmamızı engelleyen her türlü yanlış öğretiden kurtulursak olaylara daha berrak bakabilir algılayabiliriz.

Bütün bunların neticesinde de hislerimize güvenerek kendimizi hayata teslim etmekten başka bir şey kalmıyor…

Rahat bırakın artık kendinizi ve hissettiğiniz gibi yaşayın…

MUTLU SONA HOŞ GELDİN:)

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

www.enatherapia.com