Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Hayatınızdaki En Büyük Başarınız Nedir?

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

Çocukluk Hayaliniz neydi? Onu gerçekleştirmek, size göre bir başarı mıdır?

Çocukluk hayalim: Bisikletim Ben ve Hayallerim….

Üç çocuklu bir ailede ortanca çocuk olarak dünyaya geldim… Annem ve babam kendilerinin ki gibi kalabalık ve coşkulu bir aile yaratmak isterlermiş, daha birbirleriyle karşılaşmadan önce.. kendilerinin oluşturduğu, kuralları onların koyduğu, mutlu “küçük ev” filmindeki ev misali bir aile…

İşte ben de o ailenin ortanca çocuğuyum… Yeniköy’de çok güzel, samimi, sıcacık insanların olduğu bir yerde doğup büyüdüm ben… Mahalle arkadaşlıklarının, kardeşliklerin, yaratıcılığın, samimiyetin engellenmediği, özgür sıcacık bir yer….. Karnın acıktığında kimin evinin kapısının açık olduğu önemli değildi.. Nerde yemek yemek istiyorsan o kapı sana her zaman açıktı… Çok özlediğim dönemler….

Herkes için özeldir kendi büyüdüğü topraklar… Bizim mahallemiz yaratıcı, samimi aynı zamanda onurlu ve gururlu ailelerin çocuklarıyla dolu bir mahalleydi… Sait Halim Paşa Caddesi.. Kendi emeğimizle daha o yaşlarda paramızı kazanabilmenin formüllerini arardık… Cheetos ve kola keyfimizi yapıp üstüne bir de leblebi tozunu alıp paylaşabilmek için… Mahalle gazetesi çıkartıkdık..

Kocaman bahçelerimizde, küçük bedenlerimizde sakladığımız yaratıcılıklarımızla korku tünelleri yapardık… Annelerimizin tuvaletlerini topuklu ayakkabılarını giyer, bahçelerimizde konserler verirdik…. İyi de para kazanırdık…. ve hep birbirimizle paylaşırdık.. yaratıcılığımızı, beyaz leblebimizi, kahvaltımızı, annemizi, babamızı, korkularımızı, aşklarımızı, bilgilerimizi, sevgimizi… esirgemezdik çünkü saf masum bir sevgimiz vardı… hala da var…

Bir insan 7 sinde neyse 70′ inde de odur, demiş büyükler… O dönemlerde de sahip olduklarımı çok fark etmez.. daha fazlasını isterdim.. Daha fazla özgürlük… Her çocuğun klasik hayallerindendi bisiklete binmek, benimse yapamadığım birşeydi.. Neden mi? Anne ve babaların en büyük korkusu çocuklarını kaybetmekdir. Fakat benim annemde bu durum biraz fazlaydı. Bir karadeniz gezisinde bütün ailenin içinde olduğu otobüs kaza yapınca, annemle babamın tanışmasına neden olan kuzenim ve anneannem dışında herkes, bu facianın kurbanı olmuştu. Dolayısıyla annemde sürekli sevdiklerini kaybetme korkusu çok derin birşekilde yerleşmişti. Bu nedenle de gözünün gördüğü noktalarda her türlü çılgınlığı yapma hakkım olsada.. bisikletimi alıp uzaklara gidemiyordum…. hatta babamdan sözler almış olmama rağmen annem bir türlü bisiklet almasına izin vermiyordu.

İlkokuldayken bir gün sınıf öğretmenimiz Ebru Babalık etüt dersindeyken, “Çocuklar dua edin, Allah çocukların duasını kabul eder, hemen gerçekleştirir” demişti. Tamamiyle duymak istediğim şey o an için oydu. Evet uzundur hayalini kurduğum şey, annemin her türlü engeline rağmen gerçekleşecekti. Sonuçta ben çocuktum ve Allah benim duamı kabul edecekti.. Hemen gözlerimi kapatıp dua ettim. “Allahım nolur gözlerimi açtığımda bisiletim olsun” büyük heyecanla dileğimi diledikten sonra, gözlerimi belli bir süre açamamıştım.. sonra bir cesaret açtım.. ve sukütu hayale uğradım.. bisikletim yoktu… acaba Allah beni duymadı mı diye tekrar gözlerimi kapattım ve bu sefer içimden daha yüksek sesle, bağıra bağıra Allah’ım nolur gözlerimi açtığımda bisikletim karşımda duruyor olsun!” dedim.. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki sınıf öğretmenim yanıma gelmişti ve bana ne dilediğimi sormuştu.. Ben de tekrar gözlerimi açtığımda bisikletimi göremediğim için, “Sizin yüzünüzden çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Hani çocukların bütün dilekleri hemen gerçek olurdu. Nerde benim bisikletim?” diyememiştim… Büyük hayal kırıklığım beni, Allah da beni duymuyorsa demek ki benim bisiklete binmemem gerekiyormuş, düşüncesine götürmüştü… Aradan zaman geçmişti ve ben her çocuğun yapamadığı şeyleri yapabilmiş olsamda, her çocuğun yapabildiği “bisiklet”e takılıkalmıştım. Hep hayallerimde; artistik bir bisikletle, kulağımda müziğimle özgürce,…. istediğim yere uçarak akabilmek vardı…. yapamamıştım…

Aradan çok uzun zaman geçti… Bisiklete binmek dışında her türlü indoor ve outdoor sporlarını yapabilen kendi çapında başarılı bir sporcu olmuştum.. Amatörcede olsa her türlü yarışa katılan, hatta bir de haddini bilmeden profesyonelce bu işi yapan sporcuları kendine rakip alarak kendini ilerleten değişik bir sporcu ruhuna sahip biri oluvermiştim. Bir gün istanbulda bir duatlon olacağını, üyesi olduğum klüp ve yarışlara hep birlikte katıldığım arkadaşlarımdan duydum.

Duatlon da neydi? Koşu dışında içinde bisiklet kondüsyonununda beklendiği bir yarışma… Aman Allahım küçükken beni engelleyen şey 32 yaşındayken de karşıma çıkmıştı… İzin verecek miydim?.. Ben bisiklete binmeyi hala bilmiyordum. Kabullenmiştim çünkü… Genlerimden gelen spora karşı başarılı bir duruşum olsa da… bisiklet öyle benim yapabileceğim bir şey değildi.. Hem bu yaştan sonra o iki tekerlekli şeyin üzerinde bu vücutla nasıl dengemi sağlayacaktım ki? Yarışa bir hafta vardı… düşünüyordum… Bir hafta içinde mucize yaratamazdım heralde… hem bisiklete binmeyi öğrenecektim hemde amatörlerin yanı sıra profesyonellerinde içinde bulunduğu bir yarışta yarışacaktım.. İmkanı yoktu… vazgeçmiştimm… Yarışın olacağı hafta başlamıştı. Günlerden pazartesi.. sabah 09:00’daki randevüm son dakkada iptal edilmişti….

Bir şimşek çakmıştı kafamda ve herşeye rağmen deneyeceğim dedim… hemen kendime, o hayalini kurduğum bisikletimi almaya gittim.

Turuncu artistik bir bisiklet.. Bisikletimi aldıktan sonra rahatça kimseye takılmadan öğrenebileceğim bir yer buldum kendime… Çok kolay olmadı.. kendi kendime “Düşsen de… bir tarafın kanasa da kırılsa da öğreneceksin dedim… korkmadan deneyeceksin.. ne de olsa herkesin küçükken bisikletten bir taraflarını kanattığı hikayelerini, ben yaşamamıştım… ve çok kolay olmamış olsa da öğrendim… İtiraf ediyim inanılmaz bir mutluluktu… hatta bisiklet kullanmaya gittiğim ormandaki bekçilere “Gördünüz mü binebildim” demiştim…:) Pazar günü de yarış var ona katılacağım dediğimde, bekçiler hiç gizleme ihtiyacı duymadan yüzüme karşı kahkahalarla gülmüşler ve “Sen iki metre gittin diye bisiklete binmeyi öğrendiğini düşünmüyorsun değil mi? deyivermişlerdi.. bende aynı sempatiklikte “Ben istersem yaparım” demiştimm…

Üyesi olduğum Hillside Spor Klübü ellerinden gelen desteği benden esirgememişlerdi. Klüp bünyesinde çalışan sevdiğim bir spor hocası gönüllü olarak bana bir kaç tiyo vermek adına birkaç saatini ayırmıştı… Artık vitesli bisiklet kullanmak nasıl birşeydi, onu da öğrenmiştim. İki üç günlük antreman sonrasında pazar günkü yarışmaya hazırdım.:) Birkaç kişi dışında kimse bisiklete binmeyi çok iyi bilmediğimi bilmiyordu… hatta daha iki kere kullanarak bu yarışmaya katıldığımı… Yanımdan vın vın bisikletler geçiyorduu… bende çocukluk hayallerimi gerçekleştimenin büyük huzuru ve gururuyla, kulağımda sevdiğim parçalarla bisiklet parkurunda kendi çapımda yarışmaya başladım. Amacım kimseyle yarışmak değildi.. amacım 20 km lik parkuru hiç korkmadan kazasız belasız bitirebilmekti.. ve oldu da…

Duatlona katılıp parkuru bitiren herkese verildiği gibi bana da madalyonum verilmişti… Madolyonumu alırken “Biliyormusunuz ben bisiklete binmeyi yeni öğrendim” deyivermiştimm. Kendimle gurur duyuyordum ve birileriyle de bunu paylaşmak istiyordum.. Aynen çocukluğumda olduğu gibi…

32 yaşına gelmiştim ve geç de olsa çocukluk hayalimi gerçekleştirebilmiştim…

Bu başarı mıdır? bilmiyorum…. Bu bence cesaretle alakalı birşey… Bir insan dünyanın en akıllısı, en bilgilisi, en beceriklisi, en yaratıcısı, en güzeli ya da yakışıklısı da olsa, bunu sergileyebilecek cesareti yoksa, üzgünüm ama hiçbirşey değildir…

Dolayısıyla 33,5 yaşında biri olarak, “En büyük başarınız nedir?” diye sorulduğunda vereceğim cevap; “Bana bu cesaretli, güçlü ve inançlı duruşu sonsuz sevgisiyle veren önce canım annem, sonrasında da canım ailemdir.” gerçeğini fark edebilmiş olmamdır. 33,5 yaşına gelmiş 10 küsür senedir psiko-terapist olarak çalışan biri olarak çok iyi bilinir ki “kan” başka bir şeydir. Bunu fark etmek ve kabullenip başına taç etmek, hayatının en büyük gerçeği ve başarısıdır.

Aile kralların dahi müdahele edemediği çok güçlü bir kaledir.
Önemli bir düşünür :)

Kalenize asla bir ‘truva atını’ sokmayın !:)

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

www.enatherapia.com