Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

Neden Hep Çocukluğumuza Dönmek İsteriz ?

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

Neden hep eski günler, eski mutluluklar, eski coşkular daha kocaman ve daha büyük, değerliymiş gibi gelir ve hep o dönemlere geri gitmek isteriz?

Yeni keşiflerin, buluşların, farkındalıkların en masum, en heyecanlı ve en sevgi dolu şekilde yaşandığı dönemdir, çocukluk dönemi de ondan…

Çevremizde bize sevgi adına her şeyi vermek için hazırolda bekleyen insanlardan oluşturulmuş bir korunan fanusdur, yaşadığımız hayat da ondan… Bizim için elinden gelen her şeyi yapan insanlarla dolu bir dönemi yansıtır çocukluk dönemi…

Hep aldığımız, vermenin ne olduğunu dahi bilmeden, isteklerimizin teker teker imkanlar dahilinde o minik ellerimizin, avucumuzun içine bırakılmaya başlandığı dönemdir, çocukluk dönemi…

Her yeni gün süprizlerle dolu, şaşkın bakışlar ve coşkuyla doludur. Bilinmezliklerin hayatımızda bolca olduğu büyülü bir dünyadır. Babaannemizin bahçesinde kuzenlerimizle oynarken akşam karanlığında parıldayarak karşımıza çıkan ateş böcekleriyle ilk karşılaşmamızın, üzerindeki renklerle hayran hayran bakmamızı sağlayıp, dokunmak istediğimizde kaçan kelebeklere ilk şahit oluşumuzun, dünyada minik minik büyüleyici güzel şeyleri her geçen gün fark edip, bir sonraki güne bilmediğimiz neyi öğrenebileceğimizin heyecanıyla gittiğimiz dönemdir. İsteklerimiz gerçekleştirildikçe mutlu olup, kendimizi değerli hissettiğimiz, pembe bulutlar üzerinde uçtuğumuz dönemdir çocukluk dönemi.

Annemiz, babamız, amcamız, dayımız, teyzemiz, halamız, anneannemiz, babaannemiz, dedemizin dileklerimizi gerçekleştirmek için gözümüzün içine baktıkları dönemdir. Birinin kafası dalgınsa bile diğerinin açığı fark edip bizim için hemen gerekeni yaptığı dönemdir.

O kadar ayrıcalıklı bir dönemdir ki; Allah herkesin duasını kabul eder ama çocukların dileklerini hemen gerçekleştirir, diye öğrettikleri, İlk dişimizin çıktığında yastığımızın altına melekler tarafından ertesi gün konulacak sürpriz hediyelerin var olduğuna inandığımız, yılbaşında noel babanın dileklerimizi gerçekleştirmek için ev ev gezerek bütün dünyayı dolaştığını düşündüğümüz, hayatta istenilen her şeyin gerçekleşebileceğine olan inancımızın maksimumda olduğu dönemdir.

İstediğimiz ve dilediğimiz her şeyin gerçekleşeceğine, hiç bir şeyi sorgulamadan kayıtsız şartsız inanırız. Çünkü çevremizdekiler bütün dileklerimizi gerçekleştirmek adına o kadar çok ellerinden gelen her şeyi yaparlar ki, Zannederiz ki bütün hayatımız boyunca, tüm isteklerimiz biz bir şey yapmadan gerçekleşecek. Adward Murphy’nin söylediği gibi “Her şey yolunda gidiyor gibi duruyorsa senin dünyadan haberin yok demektir.” İşte çocukluk dönemi de öyle dünyadan haberimizin olmadığı bir dönemdir ki, her şey yolunda gidiyor diye düşündürür bize.

Yaşımız ilerledikçe, sorumluluklarımız arttıkça artık almaktan daha çok vermeye başladığımız bir döneme gireriz. Sevdiklerimiz için, istedikleri her şeyi gerçekleştirmeye ve oldurmaya çalıştığımız dönemler başlar. Bazen öyle bir noktaya geliriz ki, almak nedir unutur, vermeyle devam eden bir akışın içinde buluruz kendimizi. Bazen olmasa da yoktan var ederek oldurmaya ve vermeye çalışarak geçirdiğimiz dönemler başlar. Çocuğumuz için, annemiz babamız için, kardeşimiz arkadaşımız için… Verdikçe onlara bizim için ne kadar değerli olduklarını göstermeye çalışır, dururuz. Bize öyle öğretilmiştir çünkü. İsteklerimiz ve dileklerimiz karşılandıkça, ihtiyaçlarımız görüldükçe çok değerli olduğumuz hissettirilmiş ve öğretilmiştir. Dolayısıyla biz de sevgimizi öğrendiğimiz şekilde göstermeye çalışırız.

Almak, veren kişi tarafından sevildiğimizi hissetmek olunca, vermek de karşımızdakine sevgimizi hissettirmek diye tanımlandırılıp, vererek sevgimizi göstereceğimize inanırız. Bazen elimizde avucumuzda kendimize dahi yetecek sevgimiz, enerjimiz ve gücümüz dahi yokken, değer verdiğimiz insanları kaybetmemek için bir şeyler yaratmaya çalışırız. Yapamadığımız noktalarda da çok öfkelenir, üzülür çaresiz hissederiz.

İşte böyle enteresan bir ayrım vardır, çocukluk dönemiyle yetişkinlik dönemi arasında. Ve işte bu yüzden hep o çocukluk dönemlerine geri gitmek isteriz. Amcamızın elimize bıraktığı çikolata bile o kadar büyüktür ki, elimize sığmadığı için dünyanın en büyük çikolatasına sahip olduğumuzu sanırız. Ya da dünyanın en çok sevilen torunu, çocuğu yeğeni olduğumuzu düşünürüz.

Artık çocuk olmasak bile, bir yerlerde hep bizim için yapılan şeylerin bizi ne kadar çok mutlu ettiğini anımsar çocukluğumuzu özlemle yad ederiz. Vermek kadar almanın da ne kadar değerli ve önemli olduğunu hatırlarız, ve aslında birilerinin ne kadar büyümüş olsak da bizim için bir şeyler yapmasını isteriz. Ve işte bu yüzden kocaman olsak da yapılan sürprizler ve yeni keşfedilen bilinmezlikler her zaman enerji ve mutluluk coşku katar hayatımıza, her ne kadar ciddi ve sorumluluk sahibi yetişkinler olsak da…

Adile Naşit’i hatırlar mısınız?
Ben zannetmiyorum ki, Adile Naşit’in 5 yaşındaki coşkusu ve ifadesi 70 yaşındakinden farklı olsun… O kadar içindeki çocuğu sevgiyle kucaklayıp bizlere ulaştırabilmiş biri ki; işte o yüzden çocukluğumuzdan beri aklımızdan çıkmayan ton ton komik teyzemizdir Adile Teyze… Hem teyze hem arkadaş hem güvenilir bir kucak hem de nasihat eden bir büyükanne.

Zaman çok çabuk akıp gidiyor, bazen farkında olsak, bazen farkında olmasak da, içimizdeki çocuk yaşımızın ilerlemesine rağmen hep varlığını bizimle birlikte sürdürmekte. Onu yok ettiğimizde içimizdeki coşku mutluluk heyecan da beraberinde sönüyor. Tekrardan var edip, kucakladığımızda ise, bütün dileklerimizin tekrardan gerçekleşebileceğine inanarak hayata daha büyük sevgi ve coşkuyla sarılmaya başlıyoruz. Çünkü inanıyoruz ve biliyoruz ki çocukların bütün dilekleri kabul olur… Yaşları 30, 45, 56, 78 89 olsa bile…

Hayatınızda vermek kadar almanın da ne kadar önemli bir gereksinim olduğunu unutmadan, her ne kadar eskisi gibi ufacık bir çocuk olmasanız da içinizdeki çocuğun aslında siz istemediğiniz sürece asla büyümeyeceğini unutmadan, çevrenizdekilere mutlulukla verebildiğiniz gibi, onlardan keyifle de alabildiğiniz ilişkilerin var olduğu, dileklerinizin gerçekleşeceğine olan inancınızın en az çocukluk dönemindeki kadar kuvvetli olduğu, sürprizlerin hayatınızda her daim yer aldığı güzel bir yaşam geçirmeniz dileğimle.

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

www.enatherapia.com