Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Çocukluk Çağı Korkuları ve Kaygıları

Klinik Psikolog İpek Gökozan

Korku duygusu, bebeklik ve çocukluk çağlarında sıkça gördüğümüz en doğal duygu durumlarından bir tanesidir. Bazı korkular ve kaygılar gelişimsel olarak beklediğimiz durumlardır; örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun anneden ayrılırken endişelenmesi veya 5 yaşındaki bir çocuğun karanlıktan / doğaüstü varlıklardan (hayalet, canavarlar vs) korkması normaldir. Peki, kaygılar ne zaman sorun haline gelir?

“Anormal” korku diye bir şey var mıdır?

Aslında yoktur, tüm korkular normaldir. Ama bazı korku ve kaygılar çok uzun sürebilir ve gündelik hayat fonksiyonelliğimizi etkileyebilir. Bir örnek üzerinden düşünelim, sınavlardan önce endişelenmek normaldir; hatta makul düzeyde kaygı performansı olumlu yönde etkiler, sınava daha iyi hazırlanmamıza ve daha dikkatli olmamıza yardım eder. Ancak bir çocuğun sınav kaygısı çok fazlaysa ve bundan dolayı uyku uyuyamıyor, karnı ağrıyor veya sınavda eli ayağı titriyorsa; işte o kaygı çocuğa zorluk çıkarıyordur ve bir önlem alınması gerekiyordur.

Çocukluk çağında kaygı kendini nasıl gösterir?

Çocukluk çağı kaygıları üç temel alanda kendini gösterir. Bunlardan ilki kaygının düşünce bazında gözükmesidir. Yani çocuğun düşünce içerikleri hep kötü senaryolar veya felaketler ile doludur. Tehlikelere veya tehditlere fazla odaklanırlar. Örneğin, ortada hiçbir neden yokken sevdiklerinin ölümünden endişe duyabilirler veya çok çalışmasına rağmen sınavdan düşük not alacağına kendilerini inandırabilirler. İkincisi, çocuklar kaygıyı bedenlerinde yaşarlar. Fazla kaygılı olan çocukta baş ağrısı, mide bulantısı, ishal, yorgunluk, kaslarda kasılma gibi şikâyetler görülebilir. Üçüncüsü; fazla kaygı çocuğun davranışlarını etkiler. Örneğin annesine sarılır ağlar, devamlı gezinir, odasından çıkmak istemez, sınıfta teneffüse çıkmaktan kaçınır, okulda annesini telefonla aratır, ders esnasında ağlamaya başlar vs..

Çocukluk çağında en sık görülen kaygılar nelerdir?

Özgül fobiler: Çocuk belirli bir nesne veya durumdan şiddetli derecede kaçınıyorsa, özgül fobisi olabilir. Örneğin; köpek, karanlık, iğne, yükseklik fobileri gibi.

Sosyal kaygı veya sosyal fobi: Çocuk yaşıtlarıyla veya yetişkinlerle iletişim kurmakta zorlanıyorsa ve ciddi anlamda endişeleniyorsa sosyal kaygı yaşıyor olabilir. Bu çocuklar dışarıdan utangaç çocuklar olarak tanımlanırlar. Sosyal kaygısı olan çocuklar bir başkası tarafından nasıl algılanacağı, onun hakkında ne yorum yapılacağı konusunda çok hassastırlar ve hata yapmaktan fazlasıyla endişe duyarlar. Örneğin sınıfta sunum yapmaktan, sosyal aktivitelere katılmaktan, telefonla konuşmaktan, doğum günü partilerine gitmekten kaçınabilirler.

Ayrılma kaygısı: Çocuğun genellikle anneden veya diğer bakım veren kişiden ayrılma endişesi duymasıdır. Herhangi bir nedenden dolayı annesinden ayrılmak zorunda kalan çocuk ciddi tepkiler gösterebilir. Örneğin ayrılık kaygısı yaşayan bir çocuk okula gitmek için annesinden ayrılırsa ağlama krizlerine girebilir, mide ağrıları veya başka fiziksel rahatsızlıklar yaşayabilir. Ayrılık kaygısı olan çocuklar evden ayrılıp başka bir yerde yatılı kalmayı reddedebilirler. Anneden ayrıldıkları zaman annesinin veya kendisinin başına bir şey geleceğinden, bir daha kavuşamayacaklarından endişe duyarlar.

Genel kaygı: Eğer çocuk her alanda kaygı duyuyorsa; örneğin okul, kurs, etkinlikler, aile içi hayatı gibi konularda devamlı felaket senaryoları yazma eğilimindeyse genel kaygı durumu yaşıyor olabilir. Bu çocuklar anne ve babalarına sıkça sorular sorarak kendilerini güvende hissetmek isterler. Örneğin çocuk ebeveynlerine “Kirayı ödeyemezsek ne olur, annem hastalanırsa evde yemekleri kim yapar, yarın öğretmenim ödevimi beğenmezse ne olur, ya arkadaşım partisine beni çağırmazsa?” gibi sıklıkla sorular sorabilir. Çizgi filmler, bilgisayar oyunları, ana haber bültenleri gibi şiddet ve korku içerikli aktiviteler çocuğun kaygısını iyice tetikleyebilir.

Obsesif kompülsif bozukluk: Eğer çocuğun düşüncelerinde devamlı tekrar eden temalar varsa, çocuk bunlardan endişe duyuyorsa ve bu endişelerini gidermek için tekrarlayıcı davranışlarda, obsesif kompülsif bozukluktan söz ediyor olabiliriz. Örneğin zihninde kir ve mikroplara karşı sürekli tekrar eden rahatsızlık verici düşünceleri olan bir çocuk sıklıkla ellerini yıkıyor olabilir. Ancak bu durumu tiklerle karıştırmamak gerekir. Tikler çoğu kez çocuğun kontrol edemediği, bazen farkında bile olmadığı nörolojik kökenli tekrarlayıcı davranışlardır. Obsesif kompülsif bozuklukta ise çocuk tekrarlayıcı davranışlarının farkındadır, ancak o davranışları yapmazsa endişesi azalmayacağı için kendini durduramaz.

Burada bahsedilen durumlara ek olarak daha farklı kaygı halleri de gözlemlenebilir. Kaygıyı neyin sürdürdüğüne dikkat etmemiz gerekir. Çocuğun düşünce şekli (dünyayı çok tehlikeli bir yer olarak algılıyor olabilir), kaygılarla baş etme yolu ve anne babanın tutumları kaygının devam etmesine neden oluyor olabilir. Bu tip durumlarda mutlaka bir uzman desteğinden faydalanılması önerilir.

 

Klinik Psikolog İpek Gökozan

www.ipekgokozan.com

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Klinik Psikolog İpek Gökozan’ın diğer makaleleri için lütfen tıklayınız