Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

İlişkide Altın Kurallar

Psikolog Pınar Ersöz

Pek çok insanın ruh eşini bulma, sağlıklı bir ilişki yaşama gibi hayalleri vardır. Bu açıdan bakıldığında ilişkileri de sağlıklı olup olmadığına göre ayırabiliriz.Sağlıklı ilişki;benzerlik ve farklılıkların partnerlerce kabul edildiği ilişkidir.

İlişkilerdeki en önemli altın kural öncelikle “ben” kavramının irdelenmesidir. Kişinin kendini tanıması, ihtiyaçlarını bilmesi her şeyin önünde gelir. “Ben” olmadan “biz” olunmayacağını unutmamak gerekir.

Kişi ilişkiden çok şey bekliyorsa en başta o ilişkiye çok fazla yük yüklemiş olur. Hayatında biri olduğunda mutlu olacağını, bir çok keyifli şeyi hayatındaki insanla yapacağını, gezip göreceği yerleri ancak hayatına biri girdiğinde planlarına dahil edeceğini düşünen bir birey ilişkiye çok anlam yüklemiş olur, beklentisi artar. Karşılanmayan beklentiler öfkeyi, öfke de kutuplaşmayı peşinden getirir. Böylece ilişkinin ömrü kısalır.

İlişkilerdeki en büyük hatalardan biri gerçekleri kabullenmeksizin diğer partneri değiştirme çabasıdır. Böyle durumlarda genellikle ortaya çıkan şey ” güç savaşı ” olur. Böylece ilişkide kazanan bir taraf olmaz. Çünkü ilişkide taraf olmamalıdır. Partnerlerden biri mutsuzsa diğerinin mutlu olabilmesi imkansızdır.

İlişkiyi evrelere ayırabiliriz. Flört, nişanlılık ve evlilik.. Her birinin farklı bir özelliği, farklı bir tadı vardır. Yapılan araştırmalar flört evresinin altı aydan kısa, üç yıldan uzun olmaması gerektiğini savunuyor. Yine yapılan araştırmalar flört evresinin çiftin birbirini tanıması adına en önemli evre olduğunu vurguluyor. Flört evresi önemli bir evredir çünkü bireylerin ilişki içinde partnerini tanıdığı, anlayabildiği bir evre. Enerji kaynakları oldukça zengin. Birlikte yapılan aktiviteler, keyifli zamanlar genelde flörtte daha yoğun olmaktadır.

Yine yapılan araştırmalar nişanlılık evresinin diğer evrelere göre biraz daha sancılı geçebileceğini ifade etmektedir.

Evlilik ise dört evreden oluşmaktadır. Bebekten önceki evre birinci evre, ikinci evre bebekli evre, üçüncü evre bebeğin büyüyüp ergen olduğu evre, dördüncü evre ise çocukların yuvadan uçup karıkocanın yine başbaşa kaldığı evredir. Birinci evre ile dördüncü evrenin benzerlikleri çoktur. Çiftin birlikte geçirdikleri zaman artar. Birbirlerini anlama ve ilgi ihtiyaçlarında da artış gözlemlenir.

İlişki flört, nişanlılık ve evlilik evreleri ile bir bütündür. Peki nedir bu ilişkilerdeki altın kurallar?

# “Ben” ne istiyorum?

Kişinin kendini tanıyıp, ihtiyaçlarını belirlemesi gereklidir. Kişisel ihtiyaçların ilişkiye yüklenmemesi gerekir.

#Emek vermek:

Sevgi bir duygudan ziyade bir davranışlar bütünüdür. Karşılıklı olarak özverilerde bulunmak ilişkinin ömrünü uzatır. Fakat bu özveriler tek taraflı olduğunda zamanla ödüne dönüşür ve ilişkinin dengesini bozduğu gibi bireylere de zarar verir.

# Dinlemek ve Anlayış:

” Seni anlıyorum” demek ” Sana hak veriyorum” demek değildir. Çiftin birbirini anlama düzeylerini arttırmaları için birbirlerini dinleyebiliyor olmaları gerekir. Dinlemenin olmadığı bir yerde anlayış barınmaz.

# Baharat dozunda kıskançlık:

Günümüzde kıskançlık ile güvensizlik sıklıkla karıştırılmaktadır. Baharat dozunda bir kıskançlık hoşa gider fakat can acıtmaya başlıyorsa ve kişinin sınırlarını fazlasıyla kısıtlıyorsa onun adı güvensizliktir. Güvenin olmadığı bir yerde sürekli işleyen ve otomatikleşmiş bir kontrol davranışı mevcuttur. Bu da ilişkinin ömrünü kısaltır.

# Kendinizi ihmal etmeyin:

“Sevgilim benim arkadaşım, dostum, ailem….”her şeyim yerine koyarsak diğer partnere çok fazla yük yüklemiş oluruz. Farklı arkadaşlara, ailemize, hobilerimize, bireysel etkinliklerimize de zaman ayırmalıyız.

# Buzluk:

Geçmişteki acı veren olayları konuşmak sadece patinaja sebep olur ve ilişkinin enerjisini azaltır. Buzluk dediğimiz ise; geçmişi bir süre konuşmamak ve anı yaşamayı hedeflemektir. Kişinin sürekli geçmişi konuşmasının sebebi, şu anda yaşanan bir çok olayın ona hissettirdiği negatif duyguların benzerlerini geçmişte de yoğun bir şekilde yaşamasıdır. Kişinin kendini anlatma sürecinde geçmiş bir referanstır.

# Onu olduğu gibi kabullenmek:

Sağlıklı bir ilişki yaşayan bireyler benzerlikleri olduğu kadar farklılıkları da kabullenen bir ilişki süreci içerisindedirler. Partneri değiştirme çabasında genellikle karşılaştığımız durum ; değiştirmeye çabalayan tarafın değiştiği, kendi doğrularından uzaklaştığı yönündedir. Çünkü kişi bir çok davranışını kendi isteğine, beklentisine göre değil, partnerinin değişimine göre yapmaktadır.

# Saygı:

Saygının doğurganlığı vardır. Aşkı ve sevgiyi de peşinden getirir. İlişkide saygı temel ihtiyaçların başında gelir.

# Eleştirmeyin:

Olumsuz bir davranışı olumsuz bir söylemle ortadan kaldıramazsınız, aksine pekiştirirsiniz. İlişkinin ihtiyacı üst üste gelen olumsuz eleştirilerden ziyade olumlu telkinlerdir.

# Kıyaslamayın:

Mutluluğa ulaşmanın yollarından biri de kıyaslamamaktır. Hayatımızı değiştiren kıyaslanmak değil, nasıl düşündüğümüzü değiştirmektir. Bu da farkındalıkla olabilir.

# Ortak ilgi alanları oluşturun:

Ortak ilgi alanları partnerler arasında pozitif iletişimi sağlarken, eğlenceli zaman geçirmeyi de peşinden getirir.

# Açık olmak:

İlişkilerde en sık görülen ve ilişkiye en çok zarar veren tutum ” ben onu iyi tanırım o da beni. İmalarımdan ne demek istediğimi anlar” tutumudur. ” O anlasın!” düşüncesi kişinin kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmesini engeller, diğer partnere de çok fazla yük yükler. Partnerlerin duygu ve düşüncelerini açıkça ifade etmeleri en sağlıklı olanıdır. O an yaşanacak gerilimden korkmak kaçınılmaz sonu getirir. Kaçınılmaz son ise; küçük gerilimlerden korkmanın büyük depremleri yaratacağı gerçeğidir.

# Cinsellik:

Cinsellikte bol miktarda oksitosin salgılanır ki bu hormon bağlılığı arttırır. Cinsellikte karşılıklı adımlar önemlidir. Hep tek tarafın adımını beklemek ya da hayır diyememek zamanla cinselliği görev olarak yaşamayı gerektirir ki bu da ilişki için pek faydalı bir durum değildir. Bireyin cinsellikle ilgili tabularını farketmesi, cinselliği bir ceza unsuru olarak kullanmaması, cinsellikte adımlar atabilmesi, dokunuşlarını arttırabilmesi eşler arasındaki pozitif duyguları arttırır. Günümüzde mutsuz birlikteliklerin en büyük nedeni belki de mükemmeli aramaktır. Mükemmel ilişki diye bir kavram şu güne kadar varolmamış sayılabilir. Mükemmeli aramak yerine sizin hayatınıza eşlik edecek ve hayatınızı kolaylaştıracak bir ilişkiyi yeşermeye gayret edin ve bunu yaparken kendinizi ihmal etmeyin. Unutmamanız gerekir ki hiçbir zaman ” biz” olmak uğruna ” ben” den vazgeçmemelisiniz.

Psikolog Pınar Ersöz

www.izmirpsikolog.net/