Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

Rekabet

Rekabet denince yarış gelir akla. bir rakiple bir şey için yarışmak. Bu bazen herkesin kolayca görebileceği maddi bir şey iken bazen de psikolojik kazançlardır. Toplumumuzda “rekabet” genel olarak olumsuz duygu ve düşünceleri çağrıştırır. İnsanlar arası ilişkilerde rekabetin olmaması gerektiği gibi gerçekdışı bir fantezi yaygındır. Rekabetin yerine otoriteye karşı boyun eğici bir uyum ya da birlik ve beraberlik konmaya çalışılır. Rekabete toplumun bakış açısının izlerini toplumun her kesiminde çeşitli ilişkilerde görmek mümkündür. Kardeşinden daha önde, daha başarılı, daha güzel olmak isteyen bir çocuk ayıplanır. Aynı işyerinde çalışan ve ister istemez birbirinin rakibi olan pek çok kişi diğerinden öne geçmek istediğini açıkça ifade etmekten kaçınır. Geleneksel kültürümüzde rekabet ehlileştirileceğine yok sayılmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım kendi istek ve gereksinimlerini önemsemeyen ve kendi haklarını savunmaktan aciz insanların yetişmesine yol açmaktadır. Fakat bir yandan kötü anlamlarla yüklüyken, bir yandan da içten içe hissedilen ve adlandırılmadan ya da başka şekillerde adlandırılarak yapılan bir şeydir rekabet. Her türlü organizasyonda yönetici konumunda olanlar, yerlerini alabilecek insanların yetişmesine olanak tanımazlar. Sürücülerin trafikte kendilerinin ve başkalarının yaşamını hiçe sayarak acımasızca yarıştıkları gözlenir. Ülkemizde ilişkileri koparan acımasız miras kavgalarının olması ve sonunda ortaya çıkan küskünlükler biraz da bu yüzdendir.

İnsanlar arası ilişkilerde rekabet çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Bir çoğunun ayırdına bile varmayız. Hele ülkemiz gibi rekabetin hoş görülmediği toplumlarda rekabet içinde olunduğu kabul bile edil(e)mez. Oysa insanın doğasında, yaşamın içinde vardır rekabet. Rekabetin ilk örneklerini daha küçücükken ana-babasıyla yaşar insanoğlu. Muhtemelen çevresindeki insanların kendisinden farklı insanlar olduğunu anlamaya başlama ile koşut gelişir rekabet. Çocukken beslenmede, giyinmede karşılaşılan güçlükler; oyunlarda karşılaşılan güçlükler; uyumada karşılaşılan güçlükler; tuvalet eğitiminde karşılaşılan güçlükler; ana-babanın sevgisini kazanmak için kardeşler arasında yaşananlar ve ilkokulda arkadaşlarından önde olma istekleri ilk örnekleridir rekabetin.

Yaşamın ilk yıllarında yerleştiği biçimiyle yaşam boyu yineler dururuz rekabet tarzımızı. Kimi acımasız bir rekabet içindedir, rakibini saf dışı edebilmek için her türlü yola başvurur. Kimi mümkün olduğunca kaçınır rekabetten. Kimi kaybetmekten korktuğu için, kimi kazanmaktan korktuğu için kaçmasının olanaksız olduğu rekabetten uzak tutmaya çalışır kendisini. Rekabeti yok saymaya çalışmak anlamsız ve gereksiz bir çabadır. Bu çaba içinde olanların dönüp bir kendilerine bakmalarında yarar bulunmaktadır: rekabette onları korkutan nedir ? Rekabet edemeyen ya kaybetmekten korkar ya da kazanmaktan.

Genel olarak bakıldığında ülkemizde karşıdakine yaşama hakkı tanımayan bir rekabet anlayışının egemen olduğunu görürüz. Kendi gibi düşünmeyen ve kendi gibi olmayan insanlar ya saf dışı edilmeye ya da hizaya getirilmeye çalışılır. Giderek karmaşıklaşan ve yarış üzerine kurulan ve önde olmayı kışkırtan günümüz kültürü rekabeti yatıştırmak bir yana daha da körüklemektedir. “Arkadaşlığı, dostluğu kaybettirmeyen”, “ne olursa olsun kazanacağım hırsından uzak” “kazandığında karşıdakini küçümsemeyi ve büyüklük sarhoşluğuna kapılmayı içermeyen”, “kaybedenin dünyaya küsmediği”, “kazananın her şey benden sorulur edasına kapılmadığı”, “yardımlaşmanın eşsiz insancıl güzelliğini alıp götürmeyen” ve “hayatın yalnız yarışılandan ibaret olmadığını gösteren” bir rekabet anlayışının egemen olması en büyük dileğimdir.

Prof. Dr. Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı
Manisa

Güncelleme: 03.06.2012

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.