Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Boşanmalı mıyım? Boşanmamalı mı? Boşanmak Neden Zordur?

Uzman Klinik Psikolog Serap Sözen

Evlilik sevgi, güven, sorumluluk bilinci, sadakat ve saygı gibi temel psikolojik ihtiyaçlar üzerine kurulan, kurulması gereken bir birlikteliktir. Bu temel ihtiyaçlardan herhangi birinin/birkaçının karşılanmaması evlilik birliğinin temelinden sarsılması ile sonuçlanmaktadır.

Kişileri evliliklerini bitirme noktasına getiren sebeplere bakıldığında bunların başlıcaları arasında sadakatsizlik, çiftlerin birbirilerine duydukları güvenin kırılması, ortak yaşamı sürdürmek için gerekli olan işlerin yapılması ile ilgili çiftlerden birinin veya bazen ikisinin de sorumluluk almak istememesi ve yapılması gerekenleri ötekinden beklemesi, çiftlerin birbirlerini sık sık ve haksız yere eleştirmeleri nedeniyle birbirlerine saygı duymamaya başlamaları ve elbette bunların sonucunda da kaçınılmaz olarak sevginin bitmesi ya da azalması olduğunu görülmektedir. Evlilik bağının yıpranması sonucunda ortaya çıkan durum ise boşanmadır.

Boşanma süreci, evliliğin gerçekten iyi gitmediği durumlarda bile oldukça zorlu bir süreçtir. Çiftler boşanmayı arzu etseler bile boşanma sonucunda değişecek olan sosyal ve toplumsal statüleri, çevre baskısı, mal paylaşımı, varsa çocukların velayetlerinin paylaşımı, ekonomik zorluklar gibi birçok problem alanı ortaya çıktığı için ve çiftler bu sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldıkları için zorlanırlar. Bunlara ek olarak boşanma süreci ile birlikte başlayan kayıp yaşama duygusu, bir diğer değişle yas süreci boşanma sürecini ve sonrasında mücadele edilmesi gereken birçok konuyu iyice zorlaştırmaktadır. Boşanma sürecindeki çiftler bitirmek üzere oldukları ilişkilerini, ilişkilerinde yapmış oldukları fedakarlıkları, buna rağmen uğradıkları haksızlıkları düşünmekte ve öfkeden acıya, çaresizlikten yas duygusuna kadar birçok güçlü duygunun etkisi altına girmektedirler. Boşanma sürecindeki çiftler, evlilik bağı artık onarılamayacak kadar zarar görmüş olsa bile belki de boşanmamanın daha doğru olacağını düşünerek kararlarından tereddüde de düşebilmektedirler. Çiftlerin kimi zaman son ana dek kararlarından tereddüde düşmelerinde ailelerinin ve sosyal çevrelerinin düşüncelerine, eleştirilerine maruz kalmaları da neden olabilmektedir. Türk evlilik anlayışına göre -her ne kadar yavaş yavaş değişmeye başlamış olsa da- ne pahasına olursa olsun evliliğin sürdürülmesi gerektiği yönünde bir inanç vardır. Dolayısıyla eşlerin artık birbirlerini sevmemeleri, eşlerden birisinin veya bazen her ikisinin birden diğerini aldatmış olması, çiftlerden birinin evlilik devam ederken aynı zamanda evlilik dışı bir ilişkiden çocuklarının olması, çiftlerin birbirlerine şiddet uygulamaları, kumar, alkol gibi bağımlılıkların olması… gibi evlilik birlikteliğini sonlandırmayı düşünmek için gayet makul sebepler olsa bile çoğu zaman boşanmak isteyen çifte ve özellikle boşanmak isteyen taraf kadın ise çevreleri ve aileleri tarafından evliliğe devam etmeleri gerektiği yönünde baskı yapılabilmektedir. Çevrenin ve ailenin yaptığı baskıyı haklı göstermek için kullandığı argümanlar ise çoğu zaman eğer çiftin çocuğu varsa çocuğun durumuna işaret edip onu annesiz babasız bırakmamaları gerektiği yönünde olmaktadır. Çift üzerinde baskı oluşturmaya hedefleyen diğer argümanlar ise özellikle yine kadına yönelik olarak eşinden ayrılırsa ekonomik durumunun ne olacağı, kendisine kimin bakacağı, çalışan bir kadın ise toplumda dul bir kadın olmanın zorluğunun hatırlatılması, tek başına ayakta durmanın güç olacağı ya da boşansalar da kadınların erkeklerin hep aynı olduğu ve karşılarına çıkacak başka birisiyle de benzer sorunlar yaşayabileceklerinin vurgulanması yönünde olmaktadır. Tüm bu gerekçeler aslında kişilerin kendi korkularını boşanma aşamasında olan çifte yansıtmalarıdır. Bireyler, kendi kötü giden evliliklerini çoğu zaman sonlandırma ve mutlu olma cesaretini gösteremediklerinden ötürü başkalarının da bunu yapmasını istemezler ve çoğu zaman bilinçdışı bir şekilde korku salma yöntemiyle boşanmak isteyen çifte engel olmaya çalışırlar. Sanki herkes mutsuz olursa kendi kötü giden evliliklerine dayanma güçleri artacak, mutsuzluklarını kendi içlerinde aklayabilecek, haklı çıkabileceklerdir. Ne de olsa tüm evlilikler mutsuzdur ve böyle de devam etmek zorundadır diye düşünürler. Böyle düşünen kişiler hiç kimsenin mutsuzluğu ne pahasına olursa olsun sürdürme üzerine yapılan bu sözsüz anlaşmayı bozmasını istemezler.

Boşanma, yukarıda saydığımız nedenler vuku bulduğunda düşünülmesi gereken bir çözümdür. Ancak evlilik birliğini temelden sarsacak aldatma gibi, kumar, içki gibi, yalan söylemek gibi, karşısındakini küçük görüp saygısızlık etmek gibi durumlar ortaya çıkmadan önce veya çıktığı an da sorunu görmezlikten gelmeyip çözüm arayışına girmek de gereklidir. Çoğu evlilik sorunlar ortaya çıkmaya ilk başladığı an da çözümlemek için bir şeyler yapılırsa kurtarılabilirdir. İnsanoğlu hata yapabilen bir varoluştur. Mühim olan hiç hata yapmamak değil, hata yapıldığında bunun bir hata olduğunu fark edip çözüm arayışına girebilmektir. Sorunlar ortaya çıktığı ilk zamanlarda veya kronik hale gelmeden yapılacak doğru müdahaleler çiftlerin mutlu ve sağlıklı bir ilişkiye yeniden kavuşmalarını sağlayabilir. Ancak denenmesi gereken her yol denendiyse, kişiler yaptıkları hatalara devam etmekte ısrarcıysa veya çiftlerden birisi çözüm ararken diğeri hiç bir şey yapmıyor ve hatta çözüm arayan tarafı suçlamaya devam ediyorsa bu aşamada boşanmayı bir seçenek olarak düşünmeye başlamak da gerekebilir. Çiftler eğer mutlu, sağlıklı, seviyeli, güvenli bir beraberliği sürdürmeyi başaramıyorlarsa birbirlerini ve varsa çocuklarını yıpratmayacak, saygılı ve seviyeli bir biçimde ayrılmayı öğrenebileceklerini de bilmeleri gerekir. Kişi kendi mutluluğunun ve mutsuzluğunun yegane sorumlusudur. Başımıza gelen şeyler karşısında nasıl davranmayı seçtiğimiz tamamen bizim kendi kişiliğimizle ilgilidir. Dolayısıyla kurtarmak için her yol denenmiş bir birliktelik kişiye artık acıdan başka bir şey vermiyorsa çevrenin, ailenin, toplumun kişiden ne yapmasını beklediğine göre değil, kişinin cesaret göstererek kendi iç sesine göre hareket etmeyi tercih etmesi gerekir. Kişi eğer kendi iç sesine göre hareket etmeyi seçmeyip çevre, aile baskısı, korkuları vs. gibi etmenler nedeniyle mutsuz olduğu bir birlikteliği sürdürmeyi seçiyor ve kendisine örneğin çocuklarını düşündüğü gibi kendince haklı mazeretler bulmaya çalışıyorsa mutsuzluğundan da hiç kimseyi, ne boşanmak üzere olduğu eşini, ne de ailesini, toplumu vs. sorumlu tutmaya çalışmaması, suçlamaması gerekir. Bir birlikteliği bitirmek zorunda kalmak, o birliktelik içinde ne kadar çok zaman geçirilmişse o kadar zordur; bu bir gerçektir. Ancak kanserli hücrenin vücudumuzda yaşamasına izin verdiğimiz her an nasıl ki daha fazla acı çekiyorsak, mutsuz olduğumuz ve düzeltemediğimiz herhangi bir birlikteliğin içinde kalarak da aslında kendimize bu kadar çok acı çektiriyoruz demektir.

Evlilik birlikteliğinin sarsılmasını önlemek ve çiftlerin aralarındaki bağı güçlendirmek için evlilikteki sorun alanlarının doğru tespit edilip gerekli psikoterapötik müdahalelerle çözümlenmeye çalışması gerekir. Bu sebeple bir evlilik üzerinde tehlike çanları çalmaya başlamışsa evliliği boşanma sürecine taşımadan önce mutlaka psikolojik destek alınması önerilmektedir. Bir çok çift, evlilik terapisi almak için evlilik danışmanlığına başvurmuş ve çok olumlu sonuçlar almıştır.

 

Uzman Klinik Psikolog Serap Sözen

www.temasdanismanlik.com