Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Kusursuza Ulaşma Çabası (Mükemmelliyetçilik)

Uzman Psikolog Zehra Erol

“Mükemmeliyetçilik” kavramı tam olarak nedir?

Mükemmeliyetçilik; kusursuza ulaşma, en iyisini yapma çabasıdır. Kişi bir hedef belirler ve o hedef, onun için en iyisi olur, ona ulaşmak için çalışır. Mükemmeliyetçiliğin üç farklı boyutu vardır. Birincisi; kişi kendisi için bir hedef belirler. Örneğin; ‘50 kilo olmayalı’ ya da ‘3 saatte 100 soru çözmeliyim’ gibi. İkincisi; karşısındaki kişilerden beklentileriyle ilgilidir.

Üçüncüsü ise toplumsal mükemmeliyetçilik… Ama daha çok karşılaştığımız ilk iki boyutlu mükemmeliyetçilik. “Kendi merkezli” ve “öteki merkezli” mükemmeliyetçilik olarak adlandırıyoruz.

“Mükemmeliyetçilik” bir hastalık mı?

“Mükemmeliyetçi” kişilik bir hastalık değildir. Mükemmeliyetçi kişiler ve mükemmeliyetçi tutumlar vardır. Bir kişinin “mükemmeliyetçi tutumları var” diye “mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahiptir” diyemeyiz. Mükemmeliyetçi kişilerin bir takım baskın özellikleri olmalı ama bu özellikleri aşırıya kaçmış kişilerde birtakım rahatsızlıklar da meydana geliyor. Örneğin, bir kişi kendi koyduğu hedeflere ulaşamazsa depresyona girer. Bu kişiler hayal kırıklığı yaşıyor, mutsuz oluyor ya da kaygı bozuklukları yaşıyorlar. Beklentiler yüksek olduğunda öfke problemleri ortaya çıkıyor. Aşırı mükemmeliyetçi kişilerde en fazla görülen hastalıklar depresyon, sosyal fobi/ kaygılar ve öfke problemleri.

Bir kişi mükemmeliyetçi olup olmadığını nasıl anlar?

Mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine sahip kişi yapmak istediği işi en iyi şekilde yapmak ister. En ufak problemde çok yoğun sıkıntı yaşar. Ve bir şeyi düzeltmek için aşırı uğraşır. Kontrol duyguları ya da kontrol etme davranışları çok yüksek olabilir. Zihin sürekli meşguldür. Genellikle çatışmadan uzak duran kişilerdir. Mükemmeliyetçi kişiler, sorunları büyütmeden en uygun şekilde çözmeye çalışır. Her zaman kusursuz çözümü bulmak için uğraşırlar. Mükemmeliyetçi kişilerde çalışan bir kadın ya da bir erkek işini eksiksiz yapmak için çok fazla çalışır ve o zaman da sosyal ilişkilerinde ve aile hayatlarında sorun yaşayamaya başlarlar.

Mükemmeliyetçilik” modern çağla alakalı bir problem mi?

Eskiden beri mükemmeliyetçi kişiliklere sahip insanlar var. Ama bunların farkındalığı psikoloji biliminin gelişimi ile alakalı bir şey. Bu bilim geliştikçe çalışmalar arttı. 20-30 yıl öncesinde mükemmeliyetçi kişiliğe sahip insanlar vardı. Aslında bizim birçok ebeveynimiz bu kişiliklere sahiptir. Psikoloji geliştikçe var olan şeyleri aslında görmeye başlamış olduk.

Sebepleri neler?

Mükemmeliyetçi kişilerde genetik faktörler etkili ama daha çok aile bireylerinin tutumları önemli. Örneğin ebeveynlerden biri mükemmeliyetçiyse zaten çocuk onu öğreniyor. Çocuklar zaten daha çok gördüklerini öğrenir. Anne ve baba ne tekrarlıyorsa çocuklar da onu yapar. Ya da ailede çok fazla eleştiren bir ebeveyn varsa, bazı çocuklar o eleştirilerden kaçınmak için sürekli en iyisini yapma, en iyisine odaklanma gibi bir davranış geliştirebiliyor. Genetik olarak mükemmeliyetçi kişiliğe yatkınlık olsa sonuçta ailenin tutumu daha çok önemli. Bu konuda mesela yapılan ikiz deneyleri var. Farklı ortamlarda yetişen ikizler farklı davranışlar sergiledikleri ortaya çıkmıştır. Anne ve babanın tutumu çocuk için çok önemli. Çünkü dünyayı onun merkezinden algılıyor. Zamanla arkadaş kavramını ya da başka kavramlar gelişiyor ve onları gördükçe çocuk bu eğilimle yetişmişse zaten bir müddet sonra anne babasının da mükemmel olmadığını fark ediyor. O yüzden aile ve çocuk çatışmaları başlıyor.

Cinsiyet ve eğitim seviyesi açısından farklılıklar var mı?

Çok fazla ayrım var diyemeyiz ama bizim toplumumuzda kadınlar daha ön plana çıkıyor. Yetiştirme tarzından dolayı kadınlara fazla sorumluluk verilmesi, çok fazla eleştirilmesi kadınları daha çok mükemmeliyetçi yapıyor. Son yıllarda erkek danışanlarımda da görüyorum bu durumu… Eğitim seviyelerine baktığımızda ise çok büyük farklılık yok ama konular farklı olabiliyor. Hedefler ve limitler arasında farklılıklar oluyor. Örneğin daha düşük ekonomik seviyeye sahip ailelerde yaşamları ev ve iş arasında olduğu için çocuğun odasını toplamak, camların silinmesi gibi konular mükemmeliyetçilik ile ilgili olabiliyorken, daha üst ekonomik seviyedeki ailelerde ise çocuğun en iyi okula gitmesi gibi konular öne çıkıyor.

Ne zaman sorun olmaya başlar?

Mükemmeliyetçilik bir yandan olumlu bir şeydir. Eğer aşırıya kaçmazsanız… Siz kendi sınırınızı bilirseniz… Burada sınırı bilmemek problem. Mükemmele ulaşmak için çabalarsanız ben elimden geleni yapabildiğim kadarıyla yaptım derseniz burada bir sıkıntı yok. Ama kişi bunun farkında olmayıp, bunu hayatını zorlaştıran bir şey haline getirirse problemler ortaya çıkıyor. Davranış haline getirdiğiniz zaman ise olağan bir hal oluyor, sizi rahatsız etmiyor. Ancak kişi ciddi üzücü bir deneyim yaşadığında “mükemmeliyetçi” olduğunun farkına varıyor. Bir şeyi eksiksiz yapmak ile sınırsız yapmak arasında bir fark var. Kendi bireysel sınırlarınız için en iyisi yapmak ile sınırsız yapmak arasında fark söz konusu…

“Mükemmeliyetçi kişilik” nasıl bir boyuta geldiğinde yardım almalı?

Aşırı mükemmeliyetçi kişilikler tabii ki yardım almalı. Mükemmeliyetçi kişiler, hedefine ulaşamadığında ‘yetersizlik’ duygusuna kapılır. Psikoterapide bu yetersizlik duygusu ile yüzleşecekleri için zor ikna oluyorlar. Daha çok insanlarla ilişkilerde arka arkaya tekrarlayan bir şeylerle hayal kırıklıkları yaşayabiliyor, kendi iç dünyasında mutsuzluklar yaşayabiliyorlar. Farkındalık kazanmadıkça sürekli sıkıntı yaşarlar.

Çözüm yolları nelerdir?

Mükemmeliyetçi kişilik özellikleri aşırıya kaçmadıysa bir sıkıntı yok. Eğer kendi sınırlarınızı bilirseniz hırpalamasınız kendinizi… İkinci olarak bizim yapabileceklerimiz var, bir de hayatımızı etkileyen insanlar ve koşullar var. Başkalarının sorumluluklarını üstlenmeyin. Olayları bütün olarak görmek önemli… Ya da bir şeyleri iyi şeyler yapmak için değil de mutlu olmak için yapmak. Mutlu olmak hedeflenmeli.

 

Uzman Psikolog Zehra Erol

www.zehraerol.com

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Uzman Psikolog Zehra Erol’un diğer makaleleri için lütfen tıklayınız