Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

“Bana Bir Şey Olmaz” ya da “Kendini Kandırma Sendromu”

Prof. Dr. Erol Özmen

Bana Bir Şey Olmaz Erol Özmen - Bana Bir Şey Olmaz

Ne güzel olurdu, değil mi? Her türlü kötülükten, hastalıktan, incinmeden, kazadan muaf olsaydık. Öyle bir gücümüz ya da bizi koruyan öyle bir güç olsaydı da bize bir şey olma olasılığı hiç olmasaydı. “Bana bir şey olmaz” gerçek olsaydı…

Çizgi film kahramanları gibi başımıza ne gelirse gelsin yolumuza devam edebilseydik. Süpermen gibi süper güçlerimiz olsaydı. Her türlü belayı, kötülüğü başımızdan kolayca atabilseydik. Ne güzel olurdu, değil mi?

 

Fakat böyle bir şey yok. Her insanın başına her şey gelebilir. Aslına bakarsanız bu herkesin bildiği bir gerçektir. Peki, nasıl olur da bazı insanlar sanki böyle bir şey varmış gibi hareket eder.

Bugünlerde bir salgın ile karşı karşıyayız. Doğal olarak her vatandaşın gerekli önlemleri alması gerekiyor. Fakat ülkemizde “bir şey olmaz” düşüncesi ile hareket edenlerin azımsanmayacak sayıda olacağı da önümüzde bir gerçek olarak duruyor. Gerekli önlemler alınmazsa tüm toplumun sağlığını ve ülkenin ekonomisini olumsuz etkileyeceği açık olan bir konuda nasıl olur da bazı insanların vurdumduymaz davranabildiğini ya da rehavet içinde olduğunu  anlamak gerekiyor. Kuşkusuz bu durum tek bir etmene bağlanamaz. Aşağıda konu psikolojik boyutları ile incelenecektir.

Bir Savunma Düzeneği Olarak “Bana Bir Şey Olmaz”

Kendini hastalanabilen, yaralanabilen ve ölümlü bir insan olarak görmek her insanda az ya da çok kaygı yaratır. Bu kaygıdan kurtulmanın yolu onu yok sayabilmekten geçer.

Her insanın iç dünyasında farkında olmadığı incinmezlik / yaralanmazlık / ölümsüzlük hayalleri vardır. Kendisini öyle görmek, öyle olmak ister. Hatta biraz da öyle gördüğü için yaşamın bir gerçeği olan ölüm bazı zamanlar dışında bir korku ve  kaygı kaynağı olmaz. Fakat bazı insanlarda bu hayal daha gerçekmiş gibi yaşanır ve kendisine hiçbir şey olmayacağı, her türlü beladan zarar görmeden kurtulacağına inanılır.

Kendini kandırma

“Bana bir şey olmaz” diyerek hareket edenlerin kendilerini kandırdıklarını söylemek çok özel bilgiler gerektirmez. Fakat bu kadar açık olan bir gerçeğin nasıl görülemediğini anlamak pek kolay anlaşılabilecek bir durum değil ne yazık ki.

İnsanoğlu kendini çok özel bir noktada, adeta ölümsüz bir insanmış gibi görmek ister. Gerçekdışı bu beklentiyi sürdürmek için de “bana bir şey olmaz” diyerek kendisini kandırır. Amaç bir insan olduğu, herkes gibi ve ölümlü olduğu gerçeğinin ürkütücü korkusundan kurtulmaktır. Nitekim birçok insan bedeninde kalıcı bir etki yaratan ya da yaratma olasılığı olan bir hastalığa yakalandığında bunun kendi başına nasıl geldiğine şaşırır. Kendisi ve kendi bedeni ile ilgili başına gelenler onu sıradan ve ölümlü bir insan olduğu gerçeği ile yüzleştirir.

Aşağıda Prof. Dr. Erol Özmen’in bir psikiyatristin gözüyle Türk insanını ele aldığı ve Türk insanının kendisi ile ilgili farkındalığını arttırmayı amaçlayan “Burası Türkiye Hiçbir Şeye Şaşırmayacaksın” adlı kitabından konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi içeren bir alıntı bulunmaktadır.

Prof. Dr. Erol Özmen

Manisa Celal Bayar Üniversitesi
Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’in diğer makaleleri için lütfen tıklayınız

“BANA BİR ŞEY OLMAZ”*

Toplumumuzda çok yaygın görülen anlayışlardan birisi de “bana bir şey olmaz” anlayışıdır. Bu anlayış tehlikesi bilinmesine karşın insanların bazı davranışlarını sürdürmelerine yol açması nedeniyle üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu tür davranışların örnekleri arasında “sigara içme”, “trafikte tehlikeli araba kullanma”, “madde bağımlılığı”, “emniyet kemeri takmama”, “kask kullanmama”, “deprem sigortası yaptırmama”, “hastalığının gerektirdiği uygulamaları yapmama”, “bulaşıcı hastalık taşıma riski yüksek kişilerle korunmadan cinsel ilişkiye girme”, “sağlığı korumak ve geliştirmek için gerekenleri yapmama”, “iş kazası olmaması için gereken önlemleri almama” sayılabilir.

Bu davranışların hepsini açıklayacak tek bir neden belirlemek mümkün değildir. Burada her birinin kendine özgü ve bireye özgü ortaya çıkış nedenleri olabileceği akılda tutularak “bana bir şey olmaz” anlayışının ortaya çıkış nedenleri anlaşılmaya çalışılacaktır. “Bana bir şey olmaz” anlayışı toplumsal, kültürel ve psikolojik etmenlerin ortaklaşa etkisi ile ortaya çıkmaktadır.

“Bana bir şey olmaz anlayışı”nın ortaya çıkmasında rolü olan toplumsal ve kültürel özellikler arasında “yalan dünya”, “fani dünya”, “atın ölümü arpadan olsun”, “hiçbir şeyden (ölümden bile) korkmadığı”, “meydan okuma”, “delikanlılık” anlayışı; “Allah Kerim”, “bir seferden bir şey çıkmaz”, “her şey olacağına varır”, “olacak olana engel olunamaz”, “acı patlıcanı kırağı çalmaz” düşünceleri; “ertelemecilik”, “ölümden sonraki yaşama inanma”,  “kader inancı”, “boş vermişlik” ve “şişirilmiş özgüven” sayılabilir. Kültürel yapımızda var olan “günü geldiğinde her şeyi pratik yoldan çözme” eğilimi de toplumumuzda bana bir şey olmaz anlayışının oluşmasına katkıda bulunan bir anlayıştır.

Kader anlayışı toplumumuzda bazı insanlar tarafından ne yazık ki gerekenleri yapsa da yapmasa da sonucun değişmeyeceği düşüncesi yaratarak önlem alınmasını engellemektedir. Oysa kader anlayışı her şeyi oluruna bırakmayı değil, gereken her türlü çabayı gösterdikten sonra başa geleni bir kader olarak kabullenmeyi içermektedir.

“Bana bir şey olmaz” anlayışının ortaya çıkmasını etkileyen nedenler incelenirken öncelikle benlik (ego) işlevlerine bakmak gerekmektedir. En önemli görevlerinden birisi “gerçekliği değerlendirme” olan benlik, iç dünyadan ve dış dünyadan gelen bütün uyaranları algılayarak bir senteze ulaşarak kişinin bir eylemde bulunmasını sağlayan ruhsal yapıdır. Benlik, iç dünyadan gelen istek ve dürtüleri algılar ve bunların dış dünya gerçekleri ve kişinin ahlaki değerleri dikkate alındığında yerine getirilip getirilmeyeceğini değerlendirir. Karmaşık bir süreç olan bu işlem sırasında benlik sık sık savunma düzenekleri kullanır. “Bana bir şey olmaz” anlayışının ortaya çıkmasında en etkili olan savunma düzenekleri arasında “yadsıma”, “mantıksallaştırma”, “bahane bulma”, “bastırma”, “önemini küçümseme” sayılabilir. Bu savunma düzenekleri tüm insanların en sık kullandığı savunma düzenekleri arasında bulunmaktadır. Bastırma, yadsıma (inkar) ve önemini küçümseme savunma düzenekleri, kişinin tehlikeyi yok saymasına olanak sağlar. Zararını açıkça görmediği sürece bir şey olmayacağını düşünme, bazı ufak tefek işaretleri görmemezlikten gelme bunlar arasında sayılabilir. Mantıksallaştırma ve bahane bulma ise kişinin yaptıkları için hem kendisine hem başkalarına makul gelen açıklamalar bulunmasını sağlar. Bu açıklamalar arasında “zaten yapabileceği bir şeyin olmadığını düşünme”, “ekonomik gücünün yetersiz olduğunu düşünme”, “fani dünyada hayatın zevklerini tadayım düşüncesi”,  “nasıl olsa herkes ölecek, ha bir gün önce ha bir gün sonra ne fark eder düşüncesi” sayılabilir.

“Bana bir şey olmaz anlayışı”nın oluşmasını etkileyen önemli etmenlerden birisi de kendine aşırı güvenmedir. Kendine aşırı güvenen kişiler istediği zaman kendisini kontrol edebileceğini, karşılaşabileceği her türlü zorlukla baş edebileceğini düşünür ve her şeyin denetimleri altında olduğunu varsayarlar.

“Bana bir şey olmaz anlayışı”nın ortaya çıkma nedenlerini incelerken üzerinde durulması gereken konulardan birisi de “irade” konusudur. Bu anlayıştan etkilenerek kendisine zarar veren davranışlarda bulunanların iradesiz ya da zayıf kişilikli insanlar olduğunu söylemek mümkün değildir. Asıl sorun bu kişilerin iradelerini uygun biçimde kullanıp kullanmamaları ve iradelerini uygun biçimde kullanmalarını etkileyen psikolojik etmenlerin belirlenmesidir.

“Bana bir şey olmaz anlayışı”nı aşmanın yolu, “bana bir şey olmaz anlayışı”nın olası sonuçlarının herkesin her an başına gelebilecek olduğunun kabullenilmesinden geçmektedir. Hastalanma, kaza yaşama, sakatlanma ve ölüm açısından hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı, herkesin başına her an gelebileceği ve bunların önemli bir kısmının basit önlemlerle engellenebileceği unutulmamalıdır.

 

*Prof. Dr. Erol Özmen’in “Burası Türkiye Hiçbir Şeye Şaşırmayacaksın” kitabından alıntı