Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

Belirsizliğin Psikolojik Etkileri

Prof. Dr. Erol Özmen
Belirsizliğin Psikolojik Etkileri Erol Özmen - Belirsizliğin Psikolojik Etkileri

Yakın ve uzak geleceğin ya da zamanın bize neler getireceğini tam olarak bilmek mümkün değildir. Olağan koşullarda birçok insan bu belirsizliği pek dert etmez. Fakat zarar verme potansiyeli olan bir olay ya da durumla karşılaşma olasılığı söz konusu olduğunda az ya da çok her insan psikolojik olarak zorlanır. Fakat bu tür durumlarda bazı insanların orantısız ve makul olmayan süre ve şiddette stres yaşadıkları görülür. Belirsizlik hissinden kaynaklanan bu stres dönemi korku, kaygı, endişe, güvensizlik, kontrolü yitirdiği gibi duyguları içerir. Bu duygulara umutsuz, karamsar ve kötümser düşünceler eklenir.

Belirsizlik hissi deprem, salgın, terör eylemleri ve ekonomik dalgalanmalar gibi toplumsal olaylar ile ya da üniversite sınavı, iş başvurusu, hastalıklar, iflas ve yakınların ölümü gibi bireysel yaşantılar ile ilgili olabilmektedir. Yaşanan, yaşanacak olan ya da yaşanabileceği düşünülen bireyin yaşamını ne kadar altüst etme potansiyeli taşıyorsa belirsizlik algısı o kadar şiddetli olur.

Medyada bu stres için ‘belirsizlik korkusu’, ‘belirsizlik endişesi’, ‘belirsizliğe tahammülsüzlük’, ‘gelecek korkusu’ ve ‘gelecek kaygısı’ ifadelerinin kullanıldığı görülmektedir. Ancak bunların özdeş kavramlar olduğu düşünülmemelidir. Nitekim her biri farklı çağrışımlar uyandırmaktadır. Zaten ‘ne olacağını bilememe ve öngörememe’nin her insanda belli bir kalıpta stres oluşturması düşünülemez. Nasıl bir stres yaşanacağını etkileyen birçok etmen vardır:

  • Belirsizlik her insanda bedensel, ruhsal ve sosyal bütünlüğün geri dönülemeyecek biçimde yitirileceği ya da bozulacağı ile ilgili hisler oluşturur. Bu süreçte yaşanabilecek duygu ve düşünceler arasında korku, kaygı, endişe, gerginlik, tedirginlik, güven içinde hissedememe, çaresizlik, kontrolü yitirme ve ne yapacağını bilememe sayılabilir.
  • Ortada somut bir tehlike yokken kötü bir şey olacağı kaygısına kapılma ile ortada düşük ya da yüksek bir risk varken kaygılanmayı birbirinden ayırmak gerekir. Bir risk söz konusu olduğunda doğal olarak herkes riskin büyüklüğü ile orantılı belli bir şiddette ve belli bir süre stres yaşar. Risk söz konusu olduğunda insanlar tehlikenin başlarına gelip gelmeyeceği ve gelirse ne kadar ve nasıl etkileneceği konusunda endişelenir. Ancak bu durum bazen profesyonel yardım gerektiren bir ruhsal soruna dönüşür. Kişinin yaşam kalitesini bozan, kişide günlerce baş edilemeyen rahatsız edici duygular oluşturan her türlü stres kişide bir ruhsal hastalık (özellikle anksiyete bozukluğu ve depresif bozukluk) gelişmiş olabileceğini düşündürmelidir.
  • Ortada bilinen ve yakın dönemde gelişebilecek bir risk yokken kaygılanmaya verilebilecek örneklerden birisi panik atağıdır. Panik atağı yaşayan birey atak sırasında kalp krizi geçireceği ya da bir şekilde yaşamını yitireceği korkuları içindedir. Hatta panik atağı sırasında bunların başına geldiği hisleri içindedir. Panik atağı yaşayan birçok kişi daha sonra atağın tekrarlayabileceği endişesi ile yaşam alanını kısıtlamaya başlar. Sağlık çalışanlarından tekrar tekrar güvence ister.
  • Yaygın anksiyete bozukluğunun temel belirtilerinden birisi olan endişeli beklentide birey güncel olarak göz ardı edilebilecek riskleri (işine giden eşinin trafik kazası yaşaması gibi) oluşma olasılığı çok yüksek bir olay olarak algılar.
  • Daha önce bireysel ve toplumsal olarak yaşananlar nedeniyle yerleşmiş olan belirsizlik algısı yeni ortaya çıkan belirsizliklerin psikolojik etkisinin daha büyük olmasına neden olabilir. Önceki belirsizliklerin nasıl aşıldığı bu konuda önemli bir belirleyicidir. Bireyleri rahatlatan ve güven hissini pekiştiren tarzda aşıldıysa yeni belirsizliğin psikolojik etkisi daha az olur ancak tersi söz konusu ise belirsizlik kaynaklı stres daha şiddetli yaşanır.
  • Belirsizlik çok farklı biçimlerde yaşanır. Tümüyle ne olacağının bilinmemesi ile ne olabileceği belli iken bunların kişinin başına gelip gelmeyeceğinin belirsiz olması psikolojik açıdan farklı anlamlar taşır. Yine yalnız bir insanın başına gelebilecek (iflas, işten çıkarılma gibi) olan ile tüm toplumu etkileyecek (deprem, salgın, terör eylemleri gibi) bir şeylerin olma olasılığı farklı etkiler oluşturur.
  • Belirsizlikten nasıl etkilenileceğini belirleyen etmenlerden birisi de olayın bireysel anlamıdır. Örneğin çocukluğunda yaşadığı deprem sırasında ebeveynlerinden birisini kaybeden bir kişinin deprem ve deprem olasılığı karşısında yaşayacağı stres daha farklı olacaktır.
  • Ekonomik ve sosyal olarak çok hızlı değişim içinde olan toplumlarda ‘her an her şey olabilir’ hissi daha yaygındır. Bu durum bireyin sürekli belirsizlik algısı içinde daha kaygılı olmasına yol açabileceği gibi bir vurdumduymazlık da getirebilir. Vurdumduymazlık kişiyi ruhsal olarak belli bir süre koruyabilir ancak uzun dönemli kullanılması gerçekleri görememe ile sonuçlanabilir. Özellikle salgın dönemlerinde hem kişinin kendisini hem toplumu ciddi tehlike altına atabilir.
  • Kişide geçmişte yaşanmış ya da halen var olan ruhsal rahatsızlık belirsizliğin daha olumsuz biçimde algılanmasına ve yaşanmasına yol açar.
  • İnsanoğlu ruhsal olarak kendini güven içinde hissetme gereksinimi içindedir. Bu hissin temelleri çocukluğun ilk yıllarında atılır. Çocuk çevresinde onu koruyacak, kollayacak ve esirgeyecek insanların bulunmasını; kargaşanın olmadığı bir ortamda olmayı ister. Fakat çocukluk yıllarında çocuk kendini güven içinde hissedemediği bir aile ya da sosyal ortamda yetişirse güven duygusu sarsılır ve bu durum onu yaşam boyu etkiler. Temel güven duygusu sağlıklı gelişmemiş bireyler belirsizlik ile karşı karşıya kalınca kendilerini ortada yapayalnız, çaresiz ve kimsesiz kalmış gibi hissederler.
  • Bir insanın herhangi bir stres ile baş edebilmesinde ruhsal dayanıklılık çok önemli bir yer tutar. Adında da anlaşılacağı gibi ruhsal dayanıklılığı iyi gelişmiş insanlar belirsizlik durumlarından daha az etkilenir ve sorunları daha kolay aşarlar.
  • Kısıtlı psikolojik doyum kaynağına sahip insanlar doyum nesnesini kaybedeceği tehlikesi ile karşı karşıya kaldığında psikolojik olarak çok zorlanırlar. Ülkemizde özellikle annelerde sık görülen durumlardan birisi de tek ruhsal doyum kaynağının çocuklar olmasıdır. Bu durum çocuklarına bir şey olacağı ya da kendisine bir şey olacağı hissi ortaya çıktığında kadınların baş edilmesi zor kaygı yaşamasına neden olur.   
  • Çocuklar kendileri için özdeşim kaynağı ve rol model olan anne ve babanın belirsizlik ile baş etme yöntemlerini içselleştirirler. Belirsizlik hali ortaya çıkınca onlar gibi davranma eğiliminde olurlar.
  • Ne ile karşılaşılacağı bilinmeyen, tahmin edilemeyen ve öngörülemeyen bir tehlike ile karşılaşma ile az çok neler olabileceği bilinen fakat başa gelmesi kontrol edilemeyen bir tehlike farklı anlamlar taşır. İlki daha endişeli beklenti olarak adlandırılan psikolojik durumu akla getirir. İkincisinde başına gelip gelmeyeceğini, başa gelirse nasıl sonuçlanacağını ve başına geldiğinde onun yarattığı acıya katlanıp katlanamayacağını bilememe hali söz konusudur. Bu hale yapabileceği bir şey olmadığını ya da bu süreci kontrol edemeyeceğini düşünme sıklıkla eşlik eder.
  • İnsan davranışını belirleyen önemli etmenleden birisi de kişilik yapısıdır. Belirsizlik ile nasıl baş edeceğini ya da baş edemeyeceğini de etkiler. Her insan kişilik yapısına göre farklı psikolojik etkilenmeler gösterir:
    • Bazı insanlarda daha belirgin olmak üzere her insan yaşamını belli bir denetim altında tutmak ister. Yaşamlarını abartılı biçimde denetim altında tutmak isteyenler ne olacağını bilmeyi, olabilecekler karşısında neler yapacağını öngörebilmeyi, karşılaşabileceği olumsuzlukları denetleyebilmeyi hayal ederler. Fakat belirsizlik dönemlerinde insanoğlu bu hayalin boş olduğu gerçeği ile yüzleşir. Kontrolü yitirdiği kaygısı bazı insanları derinden sarsar. Ne yapacağını belirleyememek ve belirleyemeyeceğini düşünmek kaygılarını çok arttırır.
    • Bazı insanlar için başkalarına muhtaç olmak, başkalarından yardım almak zorunda kalacak olmak ya da diğer insanlarla iletişim ve ilişki içine girmek zorunda kalacak olmak belirsizlik kaygısının daha şiddetli yaşanmasına neden olur.
    • Mükemmeliyetçilik insanları belli standartlar içinde davranmaya zorlayan bir kişilik özelliğidir. Bu insanlar için kendisinin çizdiği standartlara uygun yaşanmaması ve uyulmaması bir stres kaynağıdır. Belirsizlik dönemlerinde mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip olan insanlar istedikleri mükemmele ulaşamazlar. Bu durumda dönemden kaynaklanan kaygıları daha da artar.  
    • Şüphecilik insanların belirsizliği kişiselleştirerek kendisine özel olarak kötülük yapılmaya çalışıldığı şeklinde yorumlar üretmesine neden olur.
    • Umutsuzluk belirsizlik ile mücadele etme gücünü alıp götüren bir özelliktir. Kişilik özellikleri nedeniyle karamsar, her şeyi kötüye yoran ve geleceğe dönük umut taşımayan insanlar belirsizliğin aşılabileceğine pek inanmazlar.
  • Belirsizliğin psikolojik açıdan her zaman kötü sonuçlanan bir sorun olduğu düşünülmemelidir. Belki de belirsizlik süreci  birçok kişinin gerçeği sağlıklı biçimde kabullenmesi ile ya da en az düzeyde olumsuz ruhsal iz kalması ile sonuçlanmaktadır. Belirsizlik sürecinde yaşananlar bireyin kendisini daha iyi tanımasını, kişilik özelliklerini ve iç dünyasının derinliklerinde duran korkularını daha iyi görmesini sağlayabilir. Belirsizlik insanlarda yaratıcılığı ve yenilikçiliği kamçılayan, olumlu gelişim ve değişim ile sonuçlanan bir etmen olabilmektedir.
  • Belirsizlikten geçici bir süre etkilenmek yanında kalıcı etkilenme de söz konusu olabilir. Ruhsal yapıda olumsuz iz kalması yanında yeni olumsuz bir yapılanma söz konusu olabilir. Dünyayı, insanları, kendini algılaması tümüyle değişebilir. Olumsuz algı kişinin mutsuz bir yaşam sürmesine yol açabilir.

Belirsizlik her insanda çok sayıda psikolojik etki oluşturur ve bunların her birinin farklı kaynakları ve sonuçları söz konusudur. Bu nedenle başa çıkma çabasının çok yönlü yürütülmesi gerekir. Belirsizlik ile başa çıkabilme konusunda bilgi edinmek için lütfen ‘belirsizlikle başa çıkma‘ sayfamızı ziyaret ediniz.

Prof. Dr. Erol Özmen
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Prof. Dr. Erol Özmen’in diğer makaleleri için lütfen tıklayınız