Psikoloji & Psikiyatri

Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresi

 

Duygusal Terk Edilmeye Bağlı Depresyon

Uzman Psikolog Zehra Erol

İlişkilerde ki tek duygusal ihtiyaç aşk değildir. Şefkat, güven, önemli-değerli hissetmek, takdir edilmek, anlaşılmak da gereksinimlerdir. Bu duygusal ihtiyaçlar yeteri kadar tatmin olduğunda ilişkilerde süreklilik ve doyum mümkündür. Yeteri kadar duygusal paylaşımlar olmadığında ciddi çatışmaları ve ayrılığı getirebilir. Elbette ki boşanma, ayrılıklar ve ölüm de yaşamın bir parçasıdır. Bu yaşantılarla birlikte duygusal yakınlığın kaybı da söz konusudur.
Birey bunları zor olsa da kabullenmeye çalışır. Belki de en zor olanı çiftlerin bir aradayken duygusal anlamda birbirlerini terk etmeleridir.

Yakın ilişkileri yaşarken duygusal gereksinimlerimizin ne olduğunu bilmek yeterli değildir. İlişki de bu ihtiyaçların farkına varmak, onların ilişki de var olup olmadığını anlamak son derece önemlidir. Yeteri kadar tatmin edilmemiş ihtiyaçlar uzun vadede ilişkilerde yalnızlık, kızgınlık ve öfke duygularını açığa çıkarır. Çiftlerin umursamaz, yorgun, bıkkın tutumlar göstermesine neden olur. Bu süreç ilişkilerin tekrar değerlendirilmesi ve geliştirilmesi için aynı zamanda da sönüm noktasıdır. Ancak çiftler arasında duygusal paylaşımların azalmasıyla gelişen süreçlerin kaotik bir hal almasının en önemli nedeni eşlerin çocukluk deneyimlerinin yetişkin yaşantılarına etkisidir.

Çocuklukta yaşanan duygusal terk edilme; Çocuklar anne ve babanın her ikisinden de yeteri kadar, kabul, sevgi, ilgi görmeli ve önemsendiğini hissetmelidir. Çocuğu olduğu gibi kabul etmek, ilgi ve sevgi göstermek sadece sözlerle ifade edildiğinde yetersiz kalacaktır. Sözler ve davranışlar tutarlılık göstermelidir. Aşırı eleştiri, ihmal, küçümseme, işgal çocuğun kendini yalnız, reddedilmiş, incinmiş hissetmesine neden olur. Çocuğa ilgi göstermek yeterli değildir, çocuğun ihtiyaçlarına uyumlu tepkiler vermek önemlidir. “Çocuğun” ihtiyaçlarına uygun cevaplar vermeyen ebeveyn çocuğunu duygusal olarak terk eder. Çocuğun anlaşılamadığını hissetmesi, haksızlığa uğradığına inanması ve yaşına uygun olmayan sorumlulukların ağırlığı da; ebeveynleri tarafından duygusal olarak terk edildiğini hissettirir.

Böyle bir çocukluk geçirmiş yetişkin bir birey için yakınlık oldukça korkutucudur. Duygularını paylaşma, samimiyet konularında zorluklar vardır. Kişinin kendi duygularının farkına varma, kabullenme ve bunların da gereksinim olduğunu kabul ile ilgili de ciddi zorluklar oluşur. Erken dönemde yaşanan hayal kırıklığı ve incinmişliğin hissiyatı o kadar derindir ki o zorlayıcı duyguları tekrar yaşamamak için kişi kendine, kendinin de farkında olmadığı bir güvenli alan oluşturur. Yakın ilişkilerinde bu mesafeyi koruyacak ilişkiler geliştirir. Ancak bu ilişkiler çoğunlukla samimiyetten yoksundur. Bu şekilde yaşantıları olan kişi romantik ilişkilerinde de boşanma, aldatılma vb..deneyimler yaşaması duygusal terk edilemeye karşı hassasiyetini de arttırır ve depresyona neden olabilir. Depresyon yaşam enerjisini tüketen, bugünü yaşamayı zorlaştıran, gelecekten ümit kesilmesine neden olan oldukça zor bir rahatsızlıktır. Geçmişinde örseleyici rahatsızlıkları olan yetişkinler için çok daha sıkıntılı bir durum söz konusudur. Geçmiş yaşantıları hatırlatıcı olması, temelde kişinin kendini sevilebilir, değerli görmemesi nedeniyle uzun sürelidir. Tedavi sürecinde depresyon belirtilerinin azalması önemli bir adımdır. Ancak zeminde ki incitici yaşam olaylarının çalışılması da ilerlemenin önemli bir adımıdır. Özellikle terapi ile bu süreçler yeniden yapılandırılmalıdır. Terapide çocuklukta yaşanan deneyimlerin çalışılması, geçmiş yaşantıların değerlendirilmesi, kişinin kendini algılayışının yeniden yapılandırılması oldukça önemlidir.

 

Uzman Psikolog Zehra Erol

www.zehraerol.com

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

Uzman Psikolog Zehra Erol’un diğer makaleleri için lütfen tıklayınız