Psikoloji & Psikiyatri
Psikoloji ve psikiyatrinin internet adresiStres Nedir?
Psikolog Deniz Tunçer

Stres konusundan bahsedildiğinde, tanımlamaların; tanımlayana göre farklılık gösterdiği ve bazı özelliklerinin daha çok vurgulanarak yapıldığı dikkati çekmektedir. İş adamı dünyadaki krizi stres olarak algılayıp tanımlarken, ev hanımı, günlük yaşamda sürekli yapmak zorunda olduğu işleri stres sınıfına sokmaktadır. Üniversite öğrencileriyle yapılan bir stres araştırmasında, stresi tanımlamaları istenmiştir.
Genel olarak, aşağıdaki belirtilen unsurlar;
o Sıkıntı, kaygı, üzüntü ve gerginlik süresinin uzaması,
o İçten ya da dıştan gelen etkilerle duygu ve davranışlarda ortaya çıkan, rahatsız edici bir durum ve bundan duyulan rahatsızlık,
o Etkilenmek istemediği durumlardan etkilenme, kontrol dışında kalan bedensel davranışlar, psikolojik sorunların fiziksel etkileri,
o Günlük yaşamda kişinin üzerinde baskı yapan etmenlerin bileşkesi,
olarak öne çıkmıştır.
Canlı varlıklar, en basitten, en karmaşığına kadar bir sistemden oluşur. Her varlığın da alt sistemleri vardır. Sistem, bu alt sistemlerin iyi bir şekilde işlevlerini yerine getirmesiyle yaşamını devam ettirebilir. Sistemin ise, kendi iç ve dış değşkenlerin dengede olmasına gereksinimi vardır. İstenen bu dengede ki herhangi bir değişiklik ise, tekrar aynı dengeyi sağlama çabasını oluşturur.(Homeostasis) Bu sağlanamadığında sistem kendini tehlike altında hisseder.
Stresin Fonksiyonelliği
Canli varlıklar, bütün olarak veya buna alt sistemler de dahildir, dengenin nasıl olacağına yönelik, genetik olarak getirilmiş veya öğrenilmiş bilgiye sahiptir. Dengeye yönelik bozulmalar, canlı varlığı bu dengeyi yeniden sağlamak üzere bir harekete veya eyleme yönlendirir.
Sistem olarak insan düşünülürse, bu denge fizyolojik anlamda dengeyi sağlayan mekanizmalar ile sağlanır. Doğuştan, bu denge otonom sinir sisteminin ıki mekanizması ile sağlanmıştır. İlki “sempatik sistem”, ikincisi de or¬ganiznıanın “dinlenmesini” ya da kendini yenilemesini sağlayan “parasempatik” sistemdir.
Karmaşık Sistemlerde Denge
“Denge” denildiğinde, sistemlerin ileri olma ve karmaşık¬lık derecesine göre üç çeşit denge durumundan bahsedilmektedir. Bunları: biyolojik denge, psikolojik denge ve sosyal denge durumlarıdır.
Biyolojik denge durumları dendiğinde, genetik olarak programlanmış bir denge söz konusudur.
Psikolojik denge dendiğinde, bireyin düşünsel, duygusal ve davranışsal örüntüleri arasındaki dengeden söz edilmektedir. Burada özellikle üzerinde durulması gereken “bilişsel denge” (cognitive homeostasis) kavramı ortaya çıkar. Özellikle de vurgulanmalı ve bilinmelidir.
Bilişsel denge, bireyin dış dünyadaki uyaranlar ve o uyaranlara ait, kendi zihninde oluşturduğu şemaların uyuşması şeklinde tanımlanabilir. İnsan beyni, dış dünyadan gelen uyaranlara bir anlamlandıracak şekilde yaratılmıştır.
Beyin anlam verme işini yapamadığı zaman, bilişsel denge bozulmuştur. Dengenin bozulması bireyde rahatsızlık yaratır, yeni bir denge arayışı başlar.
Canlı sistemler yaklaşımı içinde stres, yeniden uyum yapılması gerektiğine yönelik bir çabadır. Birey için varoluşsal değer taşır.
Bilgi açısından bakıldığında, strese yol açan etkenin, gelen bilginin daha önce varolanlarla uyuşmamasına bağlı olduğu belirlenmiştir.. Uyuşmazlıkların strese yol açmasını, vücudun yabancı maddelere (virüs, bakteri, vb.) gösterdiği tepkilerde de gözlemleyebiliriz.
Stres ve uyarıcı arasındaki farkı görmek istediğimizde, ikisinin de aynı şey olduğu, ancak aralarında derece farklılığı olduğu anlaşılır. Herhangi bir uyarıcı¬nın stres unsuru olabilmesı için, belli bir duyu organının uyarı eşiğini aşıp, sistemin dengesini bozması gereklidir
Gerilim, stresin birey üzerindeki etkisidir. Gerilim nedeniyle stresi hisseder ve dengeyi yeniden sağlama çabasına girer. Dengeyi sağlama sürecinde bireyin ödediği bedel yada harcadığı enerji zorlanma olarak isimlendirilir.
Stres kaynaklı gerilim, bedenin stres karşısında gösterdiği fizyolojik tepkileride kapsar ve kanın kimyasındaki değişmelere, EEG, EKG, GSR vb. ölçümlerde rahatlıkla takip edilebilir.
Strese bireysel olarak gösterilen tepkiler iki boyutta düşünülebilir;
Genel Uyum Sendromu, bütün canlıların strese verdiği ortak tepkileridir
Diğer bir tepki olarak ise beyin korteksinin denetiminde olan bilişsel tepkilerdir.
Birey stres nedeniyle alarma geçerse, bazı duygusal tepkiler oluşur. Eğer birey bir durumu varoluşsal bir tehdit” olarak yorumlarsa, korku ve kaygı gibi duygulanımlar ortaya çıkar.
Birey bu uyarıcıları, yaşam alanına bir müdahele gibi yorumlarsa; bu kez yaşanan duygu öfke-kızgınlık olmaktadır.
Bireyin bir uyarıcı veya denge durumundaki değişimi, bir kayıp gibi yorumlandığında ise, yaşanan duygulanım karamsarlık veya depresyon olarak ortaya çıkabilir. Bu duygulanımların kendileri de bireyde duygusal dengenin bo-zulmasına yol açarak, başlı başına stres yaratıcı olabilirler.
Korku veya panik duygusuyla aynı anda ortaya çıkan bedendeki fizyolojik tepkiler (kalp atışlarında hızlanma, nefes almada zorlanma, bayılma duyguları), hatalı bir şekilde “kalp krizi geçiriyorum” şeklinde yorumlanırsa yeni ve farklı bir stres kaynağı haline gelebilir.
Stres altındaki durumlarda, birey tarafından ,”savaş ya da kaç ” davranışları baş-latılır. Bu tepkiyle, stres oluşturucu durumdan kurtulup tekrar denge durumuna dönülmeye çalışılır.
Strese yönelik davranışsal tepkiler iki grupta değerlendirilebilir;
Aktif davranışlar genellikle stres oluşturucu unsura yönelik oluşur ve onu ortadan kaldırmayı amaçlar. (Savaş tepkileri)
Pasif davranışlar, kaçmayla ilgili davranışlardır. (Kaç tepkileri)
İnsan organizmasının stres durumlarında gösterdiği davranışsal tepkiler;
o Aktif ve probleme yönelik davranışsal tepkiler,
o Pasif ve savunmaya yönelik davranışsal tepkiler,
olarak ikiye ayırılabilir. Bunları stresle başa çıkma mekanizmaları olarak da isimlendirmek mümkündür.
Eğer bu mekanizmalar stres durumunu ortadan kaldırabiliyorlarsa, yeterli olarak görülebilirler. Bu durumda, yeterli başa çıkma mekanizmaları veya sorun çözmeye yönelik yöntemler olarak adlandırılırlar.
Stres durumunun sürmesi halinde, sistem savaş-kaç tepkilerinde başarılı olamazsa, organizma, genel uyum sendromunun direnç aşamasına girmek zorunda kalır. Artık bütün sistem, sanki artık savaşmaktan vazgeçmiş, strese rağmen bir denge sağlayarak kendi varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
Direnç süresi uzadıkça, problemler artar. Bağışıklık sistemi zayıflar, organizma virüsler, bakteriler gibi dış tehditlere açık hale gelir. Kronik stres durumu, stres artarak sürerse, bir süre sonra tükenme aşamasına girer.
Stres oluşturucu durumlardan kaçmak ya da onları değiştirmek mümkün olmadığında, bir birey olarak yapılacak tek şey, yeni bir denge durumuna ulaşmak için uyum yapmak, direnç göstermektir.
İnsanların yaşadığı yoğun stres, birey olarak olaylara yükledikleri anlamla ilişkilidir.
İnsan beyni yapısal olarak, gelen verilerı alarak, eski bilgilerle karşılaştırıp, sınıflandırır. Bu verilere bir anlam vermeye çalışır.
Burada hatırlanması gereken en önemli şey, insan beyninin, insanın değişen çevresi kadar hızlı evrimleşemeyeceğidir. Fizik çevreden gelecek basit stres unsurlarıyla başa çıkmak için programlanmıştır.
Bu tür karmaşık çevre uyarıcıları için ancak yorumlar yapabilir. Stresle başa çıkmada daha önce öğrenmiş olduğu stresle başa çıkma yöntemleri ve genetik olarak getirdiği özellikleri çok fazla önem taşır.
Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.
Psikolog Deniz Tunçer’in diğer makaleleri için lütfen tıklayınız